Malın Gözü

Sırtını Kaşırken Ulaşamadığın O Nokta

10:00

Ayın Röportajı--> Beenmaya

Kim: rectoa |
Paylaş /Twitter'da Paylaş/ /FriendFeed ile Paylaş/ /Paylaşmazsam Ne Olur Lan!/





Godsy ile açtığımız sezonun, ikinci röportajına geldik hayırlısıynan.

Bu ayki röportaj sevgi pıtırcığı, Malın Gözü'nün kadrolu yorumcularından, sevgi ve hüzün abidesi yazılarıyla dev bir kitleye hitap eden Beenmaya. Bugün kendisinin doğum günü olduğunu da hatırlatıp en karga sesimle "Hepi börtdey tu yuuuu!" demek istiyorum.

Blogunda yer yer hüzünlü, yer yer mutlu yazılara yer vermesinin yanı sıra yardım kampanyalarından da geri kalmayan Beenmaya, bunların alayına destek verip hepimize örnek oluyor. Friendfeed ve Twitter olaylarından zerre zevk almadığını düşündüğüm Beenmaya genelde kendisini sadece bloggerdan ifade ediyor, iyi de ediyor. Ahanda geldik bu ayki röportajımıza. Zevk ile sefa ile okuyun.

-----------------------------------------------------------------------------------------------



Rectoa: Merhaba kimsesizlerin kimsesi, merhaba sevgi kelebeği!! İyisin inşallah?

Beenmaya: Bugün doğumgünüm, blog aleminin en sevilen isimlerinden rectoa benimle röportaj yapıyor, telefonlar, mesajlar herkes bana ulaşmaya çalışıyor, seviyorum, seviliyorum daha ne olsun. İyiyim, iyi...

R: Doğum günün kutlu-mutlu olsun. Doğum gününde böyle bir röportaja imza atarak sanırsam bugüne yeni bir anlam yükledin. Ya da abartıyorum sanırsam. Nasıl hissediyorsun kendini?

B: Çocukken 23 Nisan’larda en fazla bandolarda yer alıp, bir iki şiir okumuşluğum vardır. Ama hani çocuklar 1 günlüğüne de olsa cumhurbaşkanı, bakan falan oluyorlar ya bir kere bile o koltuklardan birine oturamadım diye içimde ukte kalmadı desem yalan olur. Ama bugün senin sayende geçmişin o sayfalarını geride bırakmış oldum. Doğumgünümde benimle röportaj yaparak 1 günlüğüne bile olsa kendimi mühim bir şahsiyet, vazgeçilmez bir kişilik olarak hissettirdin ya sayende ağzım kulaklarımda. 23 Nisan çocukları gibi şenim. Aldığım en güzel doğumgünü hediyelerinden biri bu. Sağolasın rectoa...

R: Hazırsan başlayalım mı röportaj adını verdiğim bu ilginç eyleme?

B: Elbette. Siz önden buyurun lütfen

R: Bunu harbiden merak ettiğim için soruyorum(Diğer soruları merak etmediğimden değil, ama yanlış anladın bi dakka...) Beenmaya nedir, ne değildir?

B: Aslına bakarsan beenmaya diye bir isim, kelime, anlam falan yok. Beenmaya, biene maya yazma girişiminin acele ve dikkatsizlikle sonuçlanan, sonrasında da üşengeçlik ve “beni seven böyle sevsin” tavrıyla düzeltilmeyip kabullenilen halidir diyebiliriz. Yani kısaca ben çocukken hasta olduğum “arı maya”yı almanca versiyonuyla kendime isim yapayım derken beceremeyip “beenmaya” oldum işte...

R: Blogu açmanın sebebi neydi, nasıl bir ruh halindeydin, kim dürttü seni?

B: Blog camiasına girmem “milliyet blog” üyesi olmamla başladı ve tamamen tesadüf oldu aslında. Haber okurken gördüğüm “blog” bölümüne “bu da ne ki acaba” merakıyla girip bir daha da çıkamadım diyebiliriz. Önce milliyet blog yazarlarından biri oldum sonra da bir arkadaşımın önerisiyle daha rahat ve özgür bir kullanım alanına sahip olan blogspotta da yer edindim.

R: Ne bir Twitter hesabın var, ne bir FriendFeed var, nasıl bir insansın sen böyle, niye dışlıyorsun kendini toplumdan, üzdüler mi seni, küstürdüler mi seni?

B: Evet ya iletişimin gitgide sanallaştığı, düğün davetiyelerinin bile artık facebook’tan yollandığı, facebook, twitter, friendfeed hesapların yoksa sana uzaylı gözüyle bakıldığı bir zamanda yaşıyoruz artık. Öncelikle şunu düzelteyim ben uzaylı değilim. Yani benim de facebook, twitter ve friendfeed hesaplarım var ama aktif olarak çok fazla kullanmıyorum. Facebook’a daha yeni ısındım, diğerlerine ise aklıma geldikçe ayda bir-iki kez falan bakıyorum. Fazla hesap sahibi olmak beni bozduğundan anlayacağın ben hala birebir, yüzyüze iletişimden yanayım.


R: Yayalara yeşil ışık yanıp sen karşıdan karşıya geçerken seni gördüğü halde üzerine süren şoföre trafik lambalarını gösterme karizmasını yaşadın mı, yaşamadıysan yaşamak ister misin, kendinle gurur duyar mısın o anda?

B: İstanbul’da yaşayan ve her gün iş-ev güzergahında iki yaka değiştirmek zorunda kalan biri olarak pek yaya olduğum söylenemez. Ama trafikte geçirdiğim onca zamanda elbetteki trafik canavarlarıyla ve özellikle de emniyet şeridini işgal eden kendini bilmezlerle sık sık denk geliyorum. Trafikteyken sözlü uyarı yapmak elbette ki çok güç. Ama mümkün mertebe şerit ihlali yapan araçların plakalarını alıp başta kendi firmaları olmak üzere gerekli yerlere bildiriyorum. Özellikle birkaç firma var ki neredeyse her hafta mutlaka bu konuda yazışıyoruz. Ben araçlarını şikayet etmekten onlar da bana cevap yazmaktan vazgeçmedi.

Gurur duymaya gelince; ben şikayet ettiğimde emniyet şeridi boşalıyor mu diye soruyorsan elbette ki hayır. Peki başın göğe eriyor mu diye soruyorsan duyarlı bir vatandaş olarak yapmam gerekeni yaptığım için evet...

R: Ah o traktörde ben de olsaydım, kurak tarlalara yol alsaydım dedin mi hiç?

B: Dedim elbet, diyorum da ve eminim ki diyeceğim de...Demeyen biri var mıdır ki hem; insanız ne de olsa aklımız ya da yüreğimiz mutlaka bir yerde takılır kalır...

R: Takip ettiğin blog listesi çok kalabalık. Bir blogu takibe almaya başlamadan evvel onu gizli numaradan arayıp "Başına bela aldın adamım!" der misin, takibe alırkenki kriterlerin neler? Kraker yer misin?

B: Evet listem çok kalabalık ama o listenin büyük bir kısmı aslında aktif olarak yazmıyor. Ama ben “ya bir gün yazar da ben kaçırırsam” endişesi nedeniyle o isimleri listeden çıkarmaya kıyamıyorum. Bir blogu takip etmeye ben ne kadar sessiz ve derinden başlasam da onu takip ettiğimi anlayan blog 40gün 40gece bayram yapıyor tabi o da ayrı...

Şaka bir yana belli başlı kriterlerim yoktur ama özellikle yazı tarzı bana yakın olan, içten, samimi ve doğal olduğuna inandığım, okuduğum tek bir cümlesinde bile bana bir şey kattığını düşündüğüm blogları takip etmeye çalışırım.

Badem kraker kalmadı galiba değil mi balık krakere denk geliyorum da bazen

R: Bloga hakim olan bu hüzün dalgası nedir? Niye bloguna giren insanlar çıkarken omuzlar çökmüş, hayattan umutsuz, kadere isyan eder pozisyonda oluyorlar? eheh şaka şaka. İlk soru geçerli.

B: Valla bunu bana soran çok ama cevabı da yok gibi aslında. Normalde gayet eğlenceli, komik, keyifli biriyimdir, öyle olduğumu söylerler yani ben diyenlerin yalancısıyım. Hatta blog aracılığıyla tanıştığım bir arkadaşım tanışmaya gelirken içine kaçmış, depresif, somurtuk biriyle karşılaşacağını düşündüğünden benimle yüzyüze gelip vakit geçirince çok şaşırdığını utanarak itiraf etmişti. Demek ki neymiş bloglarda yazılanlar buzdağının sadece görünen kısmıymış yani insanları yazdıkları iki satır üzerinden değerlendirmemek gerekirmiş

Ama iş yazmaya gelince o eğlence ve keyif değil de daha çok hüzün bulaşıyor kelimelerime. Yani diyeceğim o ki beni sadece okuyarak değil bizzat yaşayarak da tanımak lazım

Şimdi soracak olursan eğer yazarken depresif, yaşarken mutlu mesut peki ya sen çift kişilikli misin diye bak o konuda bir şey diyemem işte. İkisi de benim, elimden gelen budur ne yapayım beni seven de böyle sevsin...

R: Çok gezer misin, gezdiğin yerlere iz bırakır mısın, Beenmaya vas hiyır yazar mısın?

B: Benim tuhaf dönemlerim vardır. Misal bazen evin yolunu zor bulurum hatta sırf bu yüzden kapının duvar olduğu ve evlatlıktan reddedilme aşamasına geldiğim de çok olmuştur. Bazen de tam bir ev kuşu olurum. Kapıdan zorla çıkarıp atsalar beni bacadan girerim yine. Böyle dengesiz hallerim vardır işte terazi burcuyum ondan mıdır acaba...

Beenmaya vas hiyır yazmama gerek yok be arkadaşım zaten beni tanıyan herkesin yüreğinde biz iz bırakırım istemesem bile...

R: Blogun kamusal alan tanımına ne kadar giriyor? "Kim olursan ol gel zibidi." der misin bloguna gelenlere?

B: Aynı düşünmek, aynı yazmak zorunda değiliz elbette. Saygıda kusur etmedikten sonra herkese kapım açık. Ama saygısızlığa hiçbir şekilde tahammülüm yok bu da böyle biline...

R: Bir gün dünyaya çok acayip bir varlık gelip insanlığa şöyle diyor: "Dünyadaki bütün engelleri kaldırdım. Ne bok yerseniz yiyin gari." Egeli bir varlık olması muhtemel. Neyse ahanda bütün engeller kalktı. İlk ne yapmak istersin?

B: Dünyadaki bütün engeller kalkınca kimse birşey yapmaz, yapamaz gibi geliyor bana. Artık öyle bir noktaya geldik ki sanki o engelleri cazip yapan, bunca düşünceye, çabalamaya, konuşmaya, eyleme sebep olan sadece engellerin varlığı gibi. Engeller kalktığı an koca bir boşluk oluşacak ve herkes ne yapacağını bilemeden öyle kalıverecek gibi geliyor bana...


R: Çok yemek yer misin, ne yersin, ne yemezsin, niye?

B: Çok yemem. Az ve sık yerim. Kereviz ve bamyayla pek sevmiyoruz birbirimizi ama pırasa, enginar, taze fasulye ilk üçe oynar. Niye kısmına gelince valla ilk üçle aram tamamen kendi hislerimle oluştu ama kereviz ve bamyada annemin çocukken zorla yedirme girişimlerinin payı yok diyemem. Acaba bir şans daha versem mi onlara diye düşünmüyor da değilim. Çok şey kaybediyor muyum dersin?

R: Hiç sinirli bir insana benzemiyorsun. Çok sinirlenirsen ne yaparsın, kırar mısın, döker misin, tırmalar mısın, yakar mısın, iter misin, vurur musun, sıkar mısın, öper misin?

B: Geç sinirlenen ama tam sinirlenen biriyim ben. Şiddetten hoşlanmadığım için kırma, dökme vb huylarım yoktur. Döverim hem de pis döverim ama sadece kelimelerimle. O nedenle sinir katsayım arttığı zaman canını seven yanımdan uzaklaşır ve sakinleşmemi bekler. Sevmeyenlerse sanırım artık yaşamıyorlar. En azından benim hayat alanımda...

R: Okula yeni başlayanlara ne tavsiye edersin? Nasıl bir strateji izlesinler okul yollarında? Yoksa yol yakınken vaz mı geçsinler?

B: Ben okudum da ne oldu diye başlayıp daha ilk günlerden heveslerini kırmak istemem. Evet zor bir yola baş koydukları kesin ama eğitim şart diyorum ben. Ve ne olursa olsun vazgeçmesinler ne kendilerinden ne de sahip oldukları haklardan, okumaktan, öğrenmekten...

R: "İmam sırıtırsa cemaat kırıtır"ı biz atasözü severlere açar mısın biraz?

B: Açmama gerek var mı bakınız ülkemin şu andaki hali...

R: Nasreddin Hoca'nın "Ya tutarsa?" lafını göle çaldığı maya için değil Fenerbahçe kalecisi Volkan için söylediği rivayet edilir. Hani "biz bu çocuğa şans verelim, abidik gubidik goller yemekten vazgeçip o topu bir gün ya tutarsa?" manasında. Ha ne dersin beşiktaşlı?

B: Topları kaçırıyor ama Belçika güzelini kaçırmadı valla işini biliyor çocuk. Allah bir yastıkta kocatsın. Bu top, kale işlerini bıraksın evinin adamı, çocuklarının babası olsun diyorum ben...

R: Geçmişe dair özlediğin tek şeyi söyle bana.

B: Babam...

R: Kopyacılar sınava kulaklıklar, mikrofonlar, cep telefonlarıyla girmişler. Benim gibi ibiş gibi üstünde başında bişey olmadan, ekipmansız giren büyük bir kitle var. Bize ne söylemek istersin?

B: Aynen bu ibişliğe devam edin, edelim derim. Dünyayı eninde sonunda bizim gibi ibişler kurataracak!

R: Dediler ki "Al sana bi dolu para. Bunla dünya barışını sağlayacaksın." Sen de gittin o parayı McDonald's'larda, efenime söyleyeyim Mango'larda, ne kadar alışveriş merkezi varsa bi güzel yidin. Sonra sana bu parayı verenlere gittin;"Üzgünüm başaramadım :(" dedin. Ayıp değil mi ya?

B: Ayıp olur mu yahu. Dünya barışını sağlamak için önce insanların kendisiyle barışık olması gerekir. Ben de ne yaptım yedim, içtim, giydim, güzelleştim kendi iç huzurumu, barışımı sağladım, kendime güvenimi arttırdım. Böylece dünya barışına büyük bir katkı sağladım. Gene olsun gene yaparım!

R: Kurtlar Vadisi'yle Aşk-ı Memnu'yu izleyen erkekler için ne diyorsun? Nasıl bir ruh hali içindeler? Kurtlar Vadisi ile kabuklarını sertleştirip Aşk-ı Memnu ile de yumuşattılar mı? Analiz yap bana.

B: Kurtlar Vadisi’ni hiç seyretmedim. Aşk-ı Memnu da artık yalan oldu. Bir Ankara Polisiyesi ve Erdal Beşikçioğlu’nu sor bana en kralından analiz yapayım sana.

R: 0.9 uç ile 0.5 uç arasındaki tartışmalarda hep 0.5'in tarafını tuttum ben. Ama arkadaşlarım hep 0.9 sevdalısıydılar. Sen hangisini seversin, hayat niye böyle seçimler yapmaya zorluyor bizi?

B: Söylemesi ayıp çok güzel, inci gibi bir yazım olduğundan ve bu konuda pek de titiz davrandığımdan benim de tercihim 0.5 den yana olmuştur.

Hep bana hepsi bana olmaz ki arkadaşım, her iki yoldan da gidemez ki insan. Gitse de yorar ve yorulur, zorlar ve zorlanır. Seç birini, var yolun sonuna. Bitti mi? Hala gidesin mi var? O zaman devam et öbür yoldan...

R: "Geçmiş, gelecek, masal bunlar hep. Eğlenmene bak ömrünü harap etme" dersem ne dersin bana?

B: Masalları sevdiğimden heralde ne geçmişin gölgesinden, ne de geleceğin niyetinden kopamıyorum bir türlü. Ama aslında haklısın geçmiş zaten kalmış ardında, geleceğe de daha var. Bu durumda niye kasarsın ki kendini yaşa şimdi’ni, sür keyfini ama değil mi?

R: Ve geldik yine klasik soruya. Malın Gözü'nü nasıl buluyorsun?

a) kışkırtıcı

b) ışıltılı

c) takıntılı

d) keranacı

B: Ben hepsi ve hiçbiri şıkları arasında gidip geliyorum şu anda.

R: Benlen röportaj eylediğin için teşekkür ediyorum. Son olarak yukardaki soruların dışında içinde bir şeyler kaldıysa söyleyebilirsin.

B: Sevgili rectoa, fenerli olmana rağmen severim seni bilirsin. Bu röportajın ardından emin ol daha da sevdim. Asıl teşekkürü, bu şerefe nail olduğum için ben ediyorum canı gönülden. Hele bir de röportajı doğumgünüme denk getirmen gerçekten büyük bir incelikti. Tamam, hani bana röportaj şeklinde birazcık beynini yemiş olabilirim ama bu kısmı karıştırmayalım lütfen. Arayı açmayalım.

Kal sağlıcakla...




Gelecek Ay: Kornelyus

16 yorumsal:

Ateş Böceği dedi ki...

:))) O bi tanedir

Pilli Petro dedi ki...

emeğinize sağlık :)

aysema dedi ki...

Röportajı yapanı da soruları yanıtlayanı da kutluyorum.

Malın Gözü'nü izlemeye başlayalım mı?

Elif Gizem dedi ki...

sorular çok başarlıydı ve orjinaldi. tebrikler:)

sufi dedi ki...

Rectoa'nın röportajı beenmayamızın bu özel gününe cuk oturmuş doğrusu.Rast-getirene aşkolsun.Tahmin edip bilebildiklerimiz, tahmin edemeyip de bilemediğimiz yönlerini bu gün sıcağı sıcağına öğrenmiş olduk.Ama nasıl derler "insan gizli bir hazinedir" diye, biz belki de sadece ilmen-yakin olabildik şu anda sana, ya gönlümüzde seni gördüğümüz gün bu açıklamaların bile ne kadar yetersiz olduğunu anlamayacak mıyız?
Beenmayam seni çoook seviyoruz bildiğimiz en önemli şey bugün için bu.Kalemin hiç susmasın aynı gönlün gibi, aşkla çoğal.Tontini.

beenmaya dedi ki...

sanırım bugünden daha fazla şımaramazdım :)))

çok ama çok teşekkürler...

Vladimir dedi ki...

Çok neşeli, canl, enerjik bir ropörtaj okuması da ayrı bir keyifli oldu, ellerinize sağlık.

a.nur... dedi ki...

Peeek eğlendim okurken:)

Eğlenceli biriyim demişti zaten di mi:?

Siminya dedi ki...

rectoa seni öyle seviyorki bir gün önceden bilboardlar yayınladı tüm yurt ve kral tv de iki gündür burdayız seni beklkiyorduk, meraba :)
maya'nın bende yeri çok çok ayrı blog dünyasında ilk dostlarımdan, ilk göz ağrılarımdan. beni hiç yalnız bırakmayan ve hep sıcaklığını gösteren bir çok yazısında duygulandığım halde işi sululuğa vurduğum kadim arkadaşım, seviyorum seni iyiki doğdun kırmızılar kırmızısı
(saç, blog ismi, röportaj fotosu vs. sana kırmızı çok yakışıyor)

ibrahimortac dedi ki...

röportaj güzel... röportör malın gözü röpor da beenmaya olunca daha güzel olmuş. ne diyom ben yaaa...

ELİF..den dedi ki...

Mayacım aynen senden beklediğim gibi cevaplar vermişsin.Şahane yani....
Seni tanımasamda biliyorsun ayni yöne bakıyormuşuz gibime geliyor...

Çok güzel bir yazı olmuş...

bi dost dedi ki...

sonunda!!! :))

soru olarak "ya tutarsa"ya, cevap olarak da "dünya barışı"na bayıldım :) güzel olmuş baya.

gelecek ayı da heycanla beklemeden edemiyor insan ama.

beenmaya dedi ki...

Siminim sana bir şey itiraf etmem lazım ben artık kırmızı değilim kahverengi oldum sonbahar rengi gibi...

bu durumda beni hala sever misin :)))

beenmaya dedi ki...

deliye her gün bayram misali bana da her gün doğumgünü şeklinde hala dolanıyorum ortalarda :))) ama ne yapayım iş yoğunluğum nedeniyle ancak vakit bulabildim...

başta rectoa olmak üzere yorumlarıyla, tebrikleriyle bu röportajı, ama daha da önemlisi varlıklarıyla hayatımı güzelleştirip zenginleştiren hepinize bir kere daha çok ama çok teşekkürler...

beenmaya dedi ki...

bu arada rectoa, ismael nerede, neden beni kutlamadı, ne yaptın çocuğa merak ettim???

Efsa dedi ki...

Böyle bir anda, "işte geldim buradayım, ben bu işte ustayım" edası ile kendimi burada buldum. Ama biraz geç bulmuşum sanırsam.. :)

Mayam, onun yeri bende çok özel ve böyle çok sevdiğim insanları okurken çok keyifleniyorum. Hani kahvemi elime alıp, kendime özel okuma zamanları yaratıyorum.

Sorular ve cevaplar için ikinize de teşekkürler...

Subscribe