- Selamlar olsun. Tek tek basaraktan bade süzerekten inci dizerekten geldik bir aydır bangır bangır duyurduğum 100. ordan oraya yazısına. Şimdi isterseniz gelin, bu serinin nasıl ortaya çıktığına, yaratım sürecinde ne gibi zorluklarla karşılaşıldığına, erkek aslan götünü devirip yatarken neden dişi aslanın bütün gün av peşinde koştuğuna hep birlikte bakalım.
- Şaka lan şaka. Yapar mıyım öyle şey. Gerçi yapmalıyım belki de. Bu 100. yazı belgesel tadında olmalı kimbilir. Bu arada Belgesel kelimesinin, sonuna -sel eki getirilmiş ucube bir kelime olduğunu anlamam uzun yıllarımı aldı. Böyle elinde belge var. Tam belge de değil ama. Belgesel. İğrençlik diz boyu evet.
- Ordan Oraya-1'i merak edip okudun mu? Nostalji tadında. Adeta siyah-beyaz. Geçmişe bir yolculuk. Son derece tırt.
- Olm bak bunda ciddiyim. Bir sabah bilgisayar başındayım yine. Televizyon açık ama o sırada hangi kanalda olduğunu bile bilmiyorum. Bir süre geçtikten sonra böyle içim sıkılmaya başladı, negatif oldum sebepsiz. Sonra televizyona bakayım dedim, Müge Anlı varmış meğer. O günden beri reenkarnasyona sıcak bakıyorum. Bağdaştırma konusunda sıkıntılarım var evet.
- Geçen tramvayda gider iken yanımda 3 tane genç vardı. Bir tanesi anlatmaya başladı;"Hani Arif var ya, İstanbul'da dolmuşçuluk yapıyo o anlattı. Bi kadın gelmiş, "Başıbüyük mü?" demiş. Bu da "Evet teyze." demiş. Kadın "Hemen kalkar mı?" demiş, Arif de "Sen bin kalkar." demiş muhahahahaha." Üç arkadaş Nasreddin Hoca ile yaşıt olan bu hikayeyi dinledikten sonra çok güldüler. O kadar güldüler ki ağladım yanıbaşlarında. Etmen, eylemen diyemedim. O öyle değil, Arif sizi yemiş aslanım diyemedim. O tozpembe dünyalarından uyandırmak istemedim sabi sübyanları.
- Keşküllerin Saldırısı diye korku filmi olsa var ya nasıl sıçırtır altımıza. The Keşkül de olabilir. Keşkül nedense korku filmi olarak çağrışım yapıyor bende. Ama bak künefeye. Duyduğun anda biliyorsun ki ondan zarar gelmez. Candır o. Anadoludur, yiğittir. Şerbetlidir. Lezzetlidir. Ağızdan akan salyadır.
- Ece Erken'in programına rastladım geçenlerde. Bayaa masa kurmuşlar, etrafına bir sürü ünlü konuk almış. Ece de bir soru soruyor birine, ama dinlediğinden şüpheliyim. Çünkü 2 saniye sonra başka bir konuğa bambaşka bir soru soruyor. Böyle birbirinden bağımsız aktiviteler silsilesi şeklinde gidiyor program. Yaklaşık bir 10 dakika izledim, zaten gecenin bir yarısıydı. Kapattım televizyonu, Ece Erken için neler yapabiliriz diye sabaha kadar gözüme uyku girmedi.
- 2011'e girecekler listesinde adımı görememem sonucu yine yeni yıla gecikmeli bir şekilde gireceğim. Benden önce girecekseniz yanımda neler getirmeliyim söylerseniz gerçekten çok sevinirim.
- Her sene sonunda da yeni yıla girmemekle alakalı bir espri yapmam kendimden tiksinmeme, yer yer istifra etmeme yol açıyor. O kadar ki bazen "İnsanlara neden böyle zulmediyorum!!" deyip bir kaldırımdan aşağı kendimi bırakasım geliyor.
- Sabahın 06.44'ünde Türk Dil Kurumuna ismini yazarsan başına gelenler: yaşar=1. Bir yaşını geçmiş (at, sığır için). 2. yaşına gelmiş. 3. İki yaşındaki sığır, dana. 4. Altı ayla üç yaş arasındaki sıpa... ee başka edeceğin hakaret var mı? (freckles gönderdi)
- Açık konuşuyorum, Peyderpey kelimesi insan olsa altıma sıçırttırırdı. Net. Net sıçırttırırdı.
- Bu aralar sürekli gördüğüm bir abi var. Kendisi bir apartman görevlisi. Ekmek veya su falan getirdiğinde konuşuyoruz adam gibi ama onun dışında ne zaman görüp selam versem cevap vermiyor lan. Başkası olsa umrumda olmaz, bir daha da selam vermem ama bu abiyi ne zaman görsem ısrarla selam veriyorum o da ısrarla almıyor. Selamımı alana kadar devam edeceğim sanırsam çünkü artık bu kan davasına dönüştü. O selamı alacaksın!
- Ben kesme işaretinin her yerde kullanılmaması taraftarıyım. Misal şurda;"Köprübaşı'nda." Bak ayırdığı şeye bak. "nda" nedir, bir işlevi var mıdır senin nazarında? Benim nazarımda yoktur. İbiş gibi takılıyor öyle. Söylemek için bile adeta ruhunu teslim ediyorsun lan, böyle kesme mi olur. Tam kesilmemiş o. İlkokuldan beri gözüme batıyor hafız öyle deme. Keseceksen her yerden eşit kes. Nasıl dert etmişim yıllar yılı içime. Sonunda içimi dökebildim. İyi ki varsınız.
- Ben bir de bir yıla alışmaya başladığım vakit o yıl bitiyor. Misal 2010'u yeni yeni sevmeye başladıydım, bi baktım 2011'e giriyormuşuz bile. Her sene böyle oluyor zaten. Ya bir yıldaki gün sayısı az, ya da ben yıllarla aramda fazla duygusal bir bağ kuruyorum. 2011'e de alışamazsam iyice sıçtım zaten, 2012'de ne boklar olacağı belli değil çünkü.
- "Denedi denedi hiç kimse inemedi en derine" derken Murat Boz ne demek istemiş biri bana açıklayabilir mi? (Liz gönderdi)
- Peki ya Özgun'un ''Bu gece bana dar mı her yerin?'' demesi. Ben miyim abi fesat olan. Adam yazmış. (Liz gönderdi)
- Bu satırları yazarken ekranda Seda Sayan vardı. Sadece kendisi de değil. Konukları da var. Fakat yarım saattir kendisi dışında kimse konuşmadığı için adeta beynim karıncalanıyor, algılarımla sevişiliyor. Sürekli "bacım" diyor, gözlerini bir kere bile kırpmıyor, bana işkence oluyor.
- Olm yolda benden ateş isteyenler çoğaldı bu ara. Çok ateşli görünüyorum sanırsam eheh. Bu tiksinç espriden sonra bir anımı anlatayım. Durakta beklerken bir genç yaklaştı bana. Yüzüme dikkatli dikkatli bakarak geliyor, belli bir şey soracak. Ben de ona döndüm, bu yaklaşırken sigara yakma işareti yaptı. La orayı anladım da sigara görmüyorum. Şimdi sigarayı görsem sigara-ateş konseptini görüp anında çakacağım durumu. Bir süre böyle mal gibi seyrettim çocuğun pandomim şovunu. Sonra dudağında gördüm sigarayı. Simsiyah bişey. Neyse sonra yok dedim gönderdim. Göndermesem daha anlatırdı çünkü.
- Belediye otobüsünde ters koltuklara oturmak da garip ha. Bir de nadir oluyorlar, iyice sahnede gibi hissediyorsun. Yani ben orda otursam gerim gerim gerilirim. Bütün otobüs beni seyrediyormuş gibi hissederim. "Ahahah hepimiz düz gidiyoruz, bu ibiş ters gidiyor." deyu dalga geçeceklerini düşünürüm. Benim yolculuklarım azaptır cansuyum.
- "saçımı taradım, keşke yüzümü de tarayabilseydim." - charles bukowski. "tipimi s....im" - umut sarıkaya. işte ben bu farkı seviyorum. (noname gönderdi)
- Fakat 2 aydır da bir Ordan Oraya yazmayıp bir anda böyle 100 tanesiyle seni muhatap etmek senin sağlığın için tehlikeli diye düşünüyorum. Ben ki bu yazıyı derleyip toparlarken 3 kez bayılma, 9 kez titreme, 15 kere istifra, 54 kere apışıp kalma tehlikesi geçirdim.
- Televizyon kanalları gittikleri şehirlere girmeden önce o şehrin adının yazılı olduğu tabelanın önünde çekim yapıyorlar ya, seyirciye nasıl da "Siz şimdi inanmazsınız pis müşkülpesentler!" demektir, nasıl bir kendini kanıtlama ihtiyacıdır. Ben öyle bir programa rastladığımda derhal televizyon kanalını arayıp o gittikleri yere ait bir plakayı adresime yollamalarını talep ediyorum. Madem öyle işte böyle diyerek. Benden illallah ettiler artık. Evin bir odasını bu plakalara ayırdım. Gitmediğim yerlere gitmiş kadar oldum. Ay lav plaka.
- Bu satırları yazarken atv ana haber bülteninde, bir kutup ayısının belgesel çekimi yapan robot kamerayı fark edip onla oynamasını anlatıyorlar yarım saattir. Beyin boşaltmak için muhteşem bir yöntem. Ayının neler yaptığını o kadar detaylı anlattılar ki açıkçası yarın da devamını bekliyorum. Yarın devamı gelmezse atv binasını basarım. Bunu yaparım. Alıştırdılar. Şimdi haber bitti, sunucu "şimdi ara veriyoruz" dedi. Dedim ben arayı verdim kafamda.
- Bir ingilize çeviri yapmamak adina, ''Azcık kastir anla ne demek istedigimi'' diyen ve dolayısıyla sözlüğe bakıp 'kasmak' kelimesini bulamayan turistimizin salak salak bakışı üzerine açıklama gereği duyan Türk gencini dinliyoruz:"actually u need to learn much more slang words, like KASTIR. it's orijinally means KASILMAK, like a woman screaming when she is giving her baby, -PUSHİNG- hope u got what I mean. (nanou gönderdi)
- Birkaç madde yukarda selam verdiğim halde suskun kalan apartman görevlisinden bahsetmiştim. O maddeyi yazdıktan sonraki günler içerisinde yine çok karşılaştık kendisiyle. Fakat durum yine aynı. Ben de çok zor bir karar vererek onu gördüğüm zaman selam vermeyi bırak yüzüne bakmamayı tercih ettim. Ve bu kararımı daha sonra içim parçalansa da uyguladım. Fakat bu sefer de apartman görevlisi abide bir kırılganmışlık, bir hüzünlenmişlik sezdim. Bilemiyorum duygusal açıdan çok yoğun şeyler yaşıyorum.
- "ßuLunMaz HinT KumaŞı DéLSinqi.. Alt TaraFı BaBaNın 2 DakiKaLık ZewqiSin.. ;)" iletisi bende gerçekten bir tiksinmeye sebep oldu, 2011'e dair tüm hayallerim şu an geçici süreyle dondurulmuş durumda. Bazı uzuvlarımı hissedemiyorum, bir uyuşma baş gösterdi. Bilincim açık ama sonra ne olur bilemiyorum.
- Şimdi yılbaşı için kafe kafe dolaşıp plan program öğrenmeye çalışıyoruz. Bir tanesine girdik yılbaşına bir hafta kala. Dediler ki "Program iki-üç gün içinde belli olur." Tamam dedik, uğrarız yine. 2 gün sonra yine gittik. "Daha belli değil, 2-3 gün içinde belli olur." dediler. 2 gün sonra yine gittik. Bu arada takdir edersiniz ki yeni yıla girmeye 2 gün kalmış. Adam hala "Daha belli olmadı, birkaç gün sonra belli olur." diyor. Orda tepemin tası attı, "Hafız" dedim, "2011'e karakolda girmek istemiyorum. Bir program yapamadıysanız ve bize söylemekten utanıyorsanız çekinmeyin, ayıplamayız. Yok yılbaşına sayılı saatler kala hala bir programınız yoksa çok afedersin ben böyle cibiliyetsiz, böyle yılbaşı ruhunu tam anlamıyla yansıtamayıp, neredeyse yılbaşına bile girmeyi beceremeyecek bir kurumla çalışmak istemiyorum!" diyecektim ki ertesi gün tekrar gitmeye karar verdik. Bu sefer karar vermişler. Orda bi boyunlarına atladım. Vallahi 2011'e girmiş kadar oldum.
- Greenpeace'in düzenlediği "seninki kaç santim" sloganlı kampanyaya katılacağım diye yanda çıkan reklamlardan "seninki kaç santim" sloganlı, yanına kızın tekinin resminin iliştirildiği ve benim "herhalde kampanyaya ilgi çekmek için böyle bir yol izlemişlerdir" gibi salakça bir düşünceyle linki tıklayıp kendimi penis büyütücü ilaç satan sitede bulmam tamamen benim saflığım değil mi? (freckles gönderdi)
- Ha bir de 2011'de yaş hesabı falan beklemeyin benden. 2010'da negzel yuvarlak rakamlar çıkıyordu, çıkarması-toplaması gayet hoştu. 2011 adeta bir şerefsiz çıktı, daha gelmeden matematiğiyle can yaktı.
- Düşününce kedi çok acayip bir şey. Odadan odaya koşturuyor, bir şeyler kovalıyor. Yanına gidip sorsan cevap veremez. Tamamen boş işler ha. Bir gün de vatana millete hayrı dokunsun, bir işin ucundan tutsun... Gerçi o patiyle neyi tutacak.
- Düşününce dedim ama durup dururken de kedi düşünmezsin herhalde. Bloguna bir şeyler yazarken durup dururken aklına kedi gelmesi manyaklıktan başka bir şeyin alameti değil.
- Mehmet Ali Birand'ın o sanki bana özel, sanki evimin salonunda bana haber anlatıyormuş hissi vermesine hastayım. Adeta "Rectoa bak bişey anlatıcam." deyip başlıyor haberleri anlatmaya. Öylesine sıcak, öylesine candan.
- Son zamanlarda arkadaşlarım Feysbuk'ta o kadar çok özlü söz paylaşıyorlar ki "Merhaba" desem "Cebimde yoktu! Yüreğimden verdim!" diyecekler gibi, "Nassın, nasıl gidiyo hayat?" desem "İnsanların ne kadar kötü olduklarını görmek beni hiç şaşırtmıyor, fakat bu yüzden hiç utanmadıklarını görünce çok şaşırıyorum." diye cevap vereceklermiş gibi hep diken üstünde, hep tedirgin yaşıyorum.
- Annemle babam çocuk yapacagiz, bu aksam eve gelmeyin, dediler. (sedaa gönderdi)
- Şimdi 31 aralıkta televizyonlar "Dünyada bilmemeneresi 2011'e görkemli bir şekilde girdi. Siz hala ezik ezik oturun." haberleri yapacak. O adamların matematiksel işlemler yüzünden bizden daha önce yeni yıla giriyor olmaları yıllardır beni o kadar çok üzüyor ki. Üzüyor yani. Bu konuda söyleyeceklerim bu kadarmış. Ulan bu maddeye de başlarken bayaa doluydum ha.
- Biri de çıkıp "2011'den geliyorum. O kadar iyi değil. 2010'da kalalım bence. Dediydi dersiniz." diye konuşursa ne heyecan olur ama lan. Dizinin etrafına çömeriz hemen. Bize bir masal anlat hacım, içinde 2011 olsun deyu. Süper Baba'ya gönderme yaptım son cümlemle. Hep diziler, filmler mi bir yerlere gönderme yapacak. Aha al sana gönderme.
- "Çömelme"yi kabullendi de "dikelme"yi kabullenemedi bu deli gönül ezelden beri.
- "Sene olmuş 2011..." diye cümleler kuracağım için o kadar mesudum ki. "Sene olmuş 2010...."la başlayan cümlelerden sıkıldıydım, tam zamanında geldi yeni yıl. Ha "Sene olmuş x..." kalıbı bize yarar-zarar açısından ne gibi şeyler getiriyor zerre umrumda değil, ben kalıp seviyorum.
- Bolu müftüsü demiş ki "Yılbaşında uğur getirsin diye kırmızı iç çamaşır almanın mantığı yok. Bunlar cahiliye devrindeydi." demiş. "Ulan yılbaşı da geliyor ne desem de insanlar benim varolduğumu anlasa. Mantıklı olması da farketmez." demiş. "İnsanlar Bolu'da bir müftü var desinler istiyorum, 2010'un son günlerine damga vurmak istiyorum." demiş. "İşim gücüm yok çünkü." demiş. "Cemaat de bu aralar camiyi iyice boşladı, konuşacak adam kalmadı, ben de gazetecilere açılayım." demiş. Demiş de demiş.
- Msnimle aramda gizli bir bağ olustu. Adresimi yazdığım anda ''beni anımsa'' diyor. Hemen sonrasında da 'beni unut' diye dipnot düşüyor. Gel-git'li cok karmaşık bir ilişkimiz var. Evet. (mien gönderdi)
- Orta okuldayken bir arkadaşım saçını sürekli muslukların altına sokardı, bir güzel ıslatırdı. Heralde evde suları akmıyor ki burda yıkıyor lan, yarın şampuanı benden olsun diye düşünürdüm. Fakat işin aslı öyle değilmiş. Meğer saçları daha çabuk uzasın diye öyle yapıyormuş. O zamanlar inanmıştım. Bitki mi lan bu diyememiştim.
- Bu satırları yazarken daha önceleri bahsettiğim kedi, kafasını bilgisayarın köşesine dayadı, mouse'u da bir şekilde bloke etti, öylece yatıyor. Ben de onu rahatsız etmemek adına eğilip bükülerek, bildiğin kendimi rahatsız ederek yazı yazıyorum. Hiç demiyor ki bu adamın blogu vardır, Ordan Oraya-100'ü yazıyordur. Ben böyle keyif pezevengi hayvan görmedim.
- Football Manager 2011 yükledim bilgisayara. Daha önceleri sıkılıp bırakıyordum da hafız şimdi bir heves geldi. Taktikler veriyorum, futbolcularla tartışıyorum, yönetimden para istiyorum, transferler yapmaya çalışıyorum falan. Utanmasam maçlara da takım kıyafetle çıkacağım. Böylesine bir mourinho havası estirdi bende.
- "Gendilerine bağladılar fortumu" konusuna değinelim. öyle direk gendilerine bagladılar deyince cok kalas duruyor dogru ama bir de bunun sevgiliye söylendigini düşünsene. düşünemezsin dimi? bunu bile yapamazsın benim için. böyle kolaycı millet görmedim ben arkadaş! neyse yine ben açıklayayım. sevgiliye teklif edilebilir mesela ''Beni gendine baglar mısın?'' şeklinde. ''Fortumu bana baglar mısın?'' işin daha seksi boyutu tabi. ben aha fazla kurcalamayayım en iyisi. (görkem gönderdi)
- Bu satırları yazarken ekranda Su Gibi var. Kendisine talip gelen kadınların ilk sorusu genelde maaş oluyor. Deminden beri Türkiye'de her meslekten insanın aldığı ortalama maaş konusunda kulaktan dolma değil, birinci elden bilgi sahibi oluyorum. Evlilik programı deyip geçmeyin olm. Ekonomi programından bu kadar ders almıyorum ben.
- O diil de "ordan oraya" okuduktan sonra her seferinde "enienienehe nerden nereye yaa" diye espri yapasım gelmiyor mu. Bazen çok sinirbozucu bi insan olabiliyorum. Kendi sinirimi kendim bozuyorum. Kirli diil ya pastı ya tozdu falan diyorum. Böyle bi insanım. Rectoa'nın 100. ordan oraya postunu haber etmesiyle birtakım sevinçlere, bir efendim "anaa ne güzel lan!"lara, hemen de akabinde "lan şimdi herkes çok komik şeyler yazıcak ben yine orda -göt- popo gibi kalıcam" duygularına gark oldum. Ama dedim ben bu maddeyi oturur yazarım. Gerekirse sabahımı geceme, gecemi gündüzüme, gündüzler ağaca, ağaçlar ormana döner, ben yine yazarım. Aşağıdaki madde işbu fikirle ortaya çıktı. (daçe gönderdi)
- İnsan gerçekten de çok zeki bi canlı sevgili okur. Ama çalışmıyo. Birazcık kassa, mesela bi gece hiç uyumasa, dünyanın -afedersin- mna koyucak şeyler yapabilir. Ama yapmıyo. "Dur" diyo "şu feysbuğa bi bakiyim önce". Hayvanoğlu, feysbuk da demiyo. Feysbuğ diyo. Hatta feys diyo böyle, ağzına ağzına vurulsun istiyo. Neyse. "Bi feyse bakiyim sonra oturur ayı gibi çalışırım" diyo. Kendi kendine yalan söylüyo. İşte orda ağzımı doldura doldura küfretmek istiyorum. Çünkü o çalışmayı düşündüğü gece gerçekten de çalışsa, bir gece ansızın 82 musul 83 kerkük 84 ottawa 85 meseçusets 86 luisiğana 87 new meksiko yapıcak. Amerikayı yeniden keşfedicek. Belki diycek ki lan buraya annemin adını vereyim, burası babamın adı olsun, burası yeni halamgiller filan. Ama yapmıyo. Bak görüyo musun. Nerden nereye. O diil de ben bişey anlatıcaktım sanki. (daçe gönderdi)
- Bumerang'ı bırak, dönerse senindir. Dönmezse bozuktur, git yenisini al.
- Alaçatı ismi de garip ha. Ala olmuş da çatı olmamış gibi sanki. Ala'dan sonra büyülü bir şeyler bekliyorum, çatı çıkıyor.
- İlerde kendini unutturan futbolcu kadar da acınası adam yok ha. Unutmuşlar bunu, top falan atmıyorlar da. Pas istiyor, hakeme itiraz ediyor. Unutmuşlar ama, varlığının farkında bile değiller. Maç bitiyor, bu sahada kalıyor. Orta yuvarlakta ufak bir rakı açıyor. Kaderine isyan ediyor.
- Şaka lan şaka, kendini unutturan futbolcu sinsinin önde gidenidir, suya götürür susuz getirir zibidi.
- Para üstü 5 kuruş kaldığında geriliyorum, alsan 'vay amk fakiri 5 kuruş için bekliyor' almasan 'artiste bak havan kime' gibi duruyor sanki. (neyin peşindesin gönderdi)
- Arabistan'da imamlar, beden eğitiminin bekareti bozduğunu, ahlak seviyesi düşük olanların bunu yaptığını söylemişler. Kadın olmak da ne zordur ha. Kıllı herifler çıkıyor, kadınların ne yapıp ne yapmaması gerektiğini söylüyor sürekli. Arabistan'da da demek imamların işi gücü yok şu sıralar.
- Hiçbir şey karşısında şok olmam, bi insanın ağlama süreci karşısında şok olduğum kadar. Dakikalarca ısrarlı sorularına "yok bişey"lerle cevap veren, konuşmamakta direnen ağlak, gözünden ilk yaşın düşmesiyle içinde ne varsa höykürerek anlatmaya başlar bi anda. Ve o anda o dünyanın en haklı, en ezilmiş, en iyi yürekli insanı olurken sen de en pısmış, en şaşkın, en ne diyeceğini bilemez insanı oluverirsin hiç suçun yokken. Ağlaması bittiğinde derin bir oh çeker ve bir daha kimseye derdini sormamaya yemin edersin. (bi dost gönderdi
- Şu sıralar astrologlar kanal kanal dolaşıp 2011'de neler olacağını söylüyor. Çoğu insan da(saftirik) bunların ağızlarına bakıyor neler olacakmış deyu. Hele geçen bir tanesi dedi ki 2011'de bir uçak kazası olacakmış. Haddddi layn! Uçak düşecekmiş, hazırlıklı olun. 365 günün herhangi birinde bir uçak düşecekmiş. Zayıf bir ihtimal gibi görünüyor ama o dediyse düşecektir yani. Misal 2010'da hiç uçak düşmedi ama 2011'de hazırlıklı olalım bence. Bu konuyla ilgili sıksam 2-3 şaka daha bulurum da uzatmayayım.
- Sene olmuş 2011(eheh), yılbaşının gelmesiyle kar yağdıran siteler görüyorum. Onları bi kaldıralım canlarım benim. Geçti o çünkü. Ben de istesem yapardım o işi. Hatta hortum, kasırga gibi birçok doğa olayını da yaşatırdım. Niye yaşatmıyorum? Bilmiyorum ki lan. Yapsam mı öyle bişey. Yok ya. Ama düşününce... Yok yok. Lan yoksa?
- biz ilkokuldayken çocuklar şimdiki kadar yalancı ve düzenbaz değildiler hafız (rectoa stayla). o dönem:-kalemtraşın var mı?+var ama veremem. gibi diyalogların çok sık duyulması da bunun ispatıdır. (bi dost gönderdi)
- Bir ara işimiz düştü, bir kablocu-uyducu artık ne deniyorsa ona girdik. Dedik ki hafız bizim ihtiyacımız budur. Ha dedi, siz yan tarafa geçin, arkadaş ilgilenir dedi. Yan tarafı duyunca şaşırdım, başka dükkana yollar gibi konuştu çünkü. Meğer bir duvarla ayrılmış dükkan, aynı dükkanmış yani. Neyse gittik yan tarafa, ona anlattık meramımızı. O da haa dedi, iki yana gidin, arkadaş ilgilenir dedi. Oha dedim orası da mı sizin dedim. Ne sandın gülçiçeğim dedi. Meğer ilk sorduğumuz kişi tam ortadaymış. Bunlar böyle kendi aralarında bir devlet bürosu oluşturmak istemişler, ordan oraya yolluyorlar. İyi dedim gittik o iki yana. Dedik böyle böyle. O da haa dedi...
- Her bayramla, özel günle özdeşleşen hayvan var ya, tavşandır, koyundur falan. Bir efendime söyleyeyim kokarcanın suçu ne, vay efendime söyleyeyim antilopun günahı ne? Niye dışlıyoruz biz bu hayvanları, neden bayramlarda seyranlarda bunları kesip yemiyoruz? Çok üzülüyorum bazen. Geçiyo ama sonra.
- Dünyanın bütün odunları birleşseler, "Hayat sevince güzel" filminde ağlayarak kendisine sarılan Ayşecik'in saçını tam okşayacakken elini yumruk yapıp dişlerini sıkarak "Odana çık.. çabbuk odana çık!" diye ayar veren teyze hanım'ın yerini tutamazlar. (karıştı baya) (bi dost gönderdi)
- Ne zaman bir kediyle bir mouse'un fotoğraflarının çekilmesi son bulur, "ahahaha görüyo musun nasıl da şeker, kedi-fare yani, çaktın köfteyi, ahahaha, çılgınım ya!!" insanlarının soyu tükenir, işte o gün sanırım çok güzel şeyler olur. Çok da kesin konuşmak istemiyorum.
- Öyle Bir Geçer Zaman Ki dizisindeki çocuk oyuncu var ya, minik Osman diye anılıyor hep. O isterse 30 yaşına gelsin, taşı sıksın, suyunu çıkarmasa da olur, pala bıyıklı bir şey olsun, hala minik Osman olarak anılacak ya... İşte o bana çok koyar. Üzülürüm Osman'a. Ama iyi para kırıyormuş diziden bücür.
- Bu satırları yazarken ekranda Yaprak Dökümü'nün finali var. Koca çınarı defnettik sonunda. Ağlaştı herkes, ailenin yarısı gitti Trabzon'a. Dedim sizin hala gözyaşınız mı kaldı. Evet dediler. Ağlıyorlar hala.
- 1 ocaktaki en şanssız işçilerse yeni yılın ilk bebeği için hastanelere koşan haberciler olacak. Millet yeni yıl için içip kusarken bunlar hastanede lan. Bak hamile kadının tarafından bakmadım bile. Baba tarafından ise hiç bakmadım. Tek derdim o klişenin kölesi haberciler. O bebeği çekip evlerine gidiyorlar. Evde bekleyenleri soruyor, nettin diye. Yeni yılın ilk bebeğini haber yaptım diyor. İyi bok yemişsin cevabı alıyor karşılığında da.
- ÖSYM, "tasfiye ediyoruz, zararına satışlar" deyip yıllarca kapanmayan dükkanlara benziyor. Ulan vay be, bu yıl bana galiba mesaj kaygılı espri kazandırdı ve gidiyor.
- Çinli bir bilgenin erkeklere 5 öğüdü: 1- Amma öğüt meraklısısınız, hepinizin amınakoyayım sevişin yeter daha ne istiyosunuz amk. (neyin peşindesin gönderdi)
- Eskişehir'de, sanırım Adalar bölgesinde, yerde "Lezbiyenler vardır." yazıyor. Sanki bir dinmiş gibi, sanki inanılmayacak bir şeymişcesine. "Hani yok sanıyosunuz ya, varlar aslında." der gibi, böğrüne yumruk atar gibi.
- Bu satırları yazarken ne zamandır cicibebe yemediğimi fark ettim ve dehşete düştüm. Ki benim dehşete düşmelerim meşhurdur. Bir dehşete düştüm mü vay be derler, rectoa dehşete düştü yine galiba. Öyle haşmetli düşerim dehşete.
- Feysbukumda biri iletisine "öff, pöff" yazmış, altına da bir adam "Merhaba ben x, bilmemne ilkokulundan sınıf arkadaşınım. Hayırdır neyin var?" diye yorum yazmış. Bu diyalog beni alıp o kadar farklı yerlere sürükledi ki, ordan geri dönüşüm mümkün olmayabilirdi. İlkokul arkadaşımın hayatıma bir anda bu şekilde girme ihtimali bile beni geriyor. Ulan yıllardır herif piyasada yok, bi gün tak diye "Nen var kuzum?" diyor. Korkunç lan bence.
- Şu hayatta Mehmet Ali Birand kravatı diye bir şey var. Adam haberleri seyrettirmek için hipnotik etkisi olan kravatlar giyiyor. Ben bir kere kendimi kaptırdım, maksat sizi kurtarayım. Onun yerine Uğur Dündar'ın robocop ifadeleriyle veya Ali Kırca'nın bıyıklarıyla daha hoş vakitler geçirebilirsiniz.
- O değil de iki ay Ordan Oraya yazmayıp bir anda 100 tane yazmak benim için de ilginç bir deneyim oldu tabi. Bir an "Ulan bissürü madde oldu. Bunları eşit bölsek, elli tane ordan oraya çıkar bundan hafız." deyip ince hesaplar peşinde yakaladım kendimi. Ha utanmadım mı? Biraz.
- Fondip kadar da ibiş bir kelime görmedim duymadım bak. Ulan kelime dediğinin bir vizyonu olur, bir duruşu olur. Daha söylenirken bile şekli şemali kayan bir kelime bu. Böyle götü başı ayrı oynayan kelimelere hayatta ısınamadım, ısınamam da. Gerdi beni şerefsiz durduk yere. Fondipmiş. Soytarı.
- Birisi bana bir şey yapmamı söylediğinde içimde zerre kadar onu yapma isteği uyanmıyor arkadaş. Misal ben diyeyim ki "Kalkayım da şu işi yapayım." Biri de ordan, işgüzar ya, desin ki, "Hafız hadi kalk şunu yap." desin. Ben kalkıp da o işi yapmaya kira isterim. O birkaç dakika evvelki coşkum bir anda nefrete, asabiyete döner. O işi de yaparım ama aksi bir halde yaparım. Meymenetsiz olurum. Ha bütün bunları niye anlattım en ufak bir fikrim yok bu arada.
- Bir ara ne zaman 90'ların çizgi filmlerinden bahsedilse ilk sırayı Tsubasa alırdı. O olayın da belli bir sırası vardı zaten. 90'lar dendi mi hemen ordan biri atlar, o zamanın günlük yayın akışını eline verirdi. 80'ler dendi mi hop hemen biri çıkar, yayınlanan programları o zamanki içerikleriyle birlikte anlatırdı. Şimdi pek kalmadı galiba o tür insanlar. İyiydi onlar. Mutlu mesut yaşıyorlardı.
- Benim yirmilik dişlerim yokmuş. Doktorum söyledi. Bir ara dolgu molgu ayağına sık sık uğruyordum. O uğrayışlarımdan birinde "Hafız" dedim doktora, "Sen bilirsin benim ağzı, bi yoklayıver. Geldik 20 küsür yaşına, yirmilik diş görmedik. Hep duyuyoruz sağda solda, millet acısından götünü çimdikliyor. Kıskanıyor insan haliyle." dedim. O da baktı baktı, "Senin ağzından bi bok olmaz." dedi. Kırıldım.
- "Doktorum" lafı da ne havalı dimi? "Valla doktorum şöyle dedi...." falan diye bi şekiller falan. Parasını vermiş de satın almış bana sanki. Evin bir odasını doktoruna ayırmış sanki, ondan bahsediyor. Gerçi doktorlar da "Hastam" diyor. Noluyor lan birbirini sahiplenmeler, iş atarvari hitaplar? Kıllandım ha.
- Sağdan soldan haberler geliyor, seneye görüşürüz esprileri türemiş yine. Bu esprileri yapanları 31 aralıkta çekeceksin dış dünyayla bağlantısı sıfır olan bir odaya. Bunlara temiz bir dayak önce. Ama öyle bir dayak ki zaman kavramlarını yitirecekler. Sonra belli aralıklarla "Bak yeni yıla giriyoruz." deyip 10'dan geriye doğru sayacaksın. Tam 1'e geldiğin vakit "Şaka lan şaka daha girmedik." diyeceksin. Bunu yaklaşık 50 kez yaptın mı, artık elimizdeki esir kafayı yemeye hazır. Afiyet olsun.
- Benim, sanırsam ortaokul civarlarındayken, İbrahim Tatlıses kasedi alıp arabamızda sesini sonuna kadar açıp dinlemişliğim vardır. Bu hatıram aklıma geldikçe derin düşüncelere dalıyor, nereden nereye ulan diyor ve biyografimi yazmak üzere bir kalem ve bir kağıt arıyorum. Sonra diyorum bilgisayar diye bir şey var, ne kalemi ne kağıdı. Böyle kendimle girdiğim bu içsel gerginlikler ve münakaşalardan sonra maillerime falan bakıyorum, feysbuka giriyorum. İbişlikte sınır tanımamak beni heyecanlandırıyor.
- Ne zaman bir aylık kadın dergisi görsem, sevgililere ipuçları bölümünde "Ona küçük sürprizler yapın." diyor. Ne yapacağımızı söylemiyor. Be hey ağzını burnunu kırdığım benim de tek eksiğim ne sürprizi yapacağımı bilmememse ne bok yiyeceğuk? Gerçi kadın dergisi, beni enterese etmiyor. Enterese etmiyorsa niye okuyorsun ibiş dersen de elime geçti bir şekilde derim. Her lafa cevabım vardır.
- Eve gel film izleriz dediğim gül yüzlü yare, 238 dakikalık Rüzgar Gibi Geçti'yi izlettirdim. Sevişmeye ne hal kaldı ne derman. (neyin peşindesin gönderdi)
- Kadın dergisi demişken geçenlerde bir cosmopolitan dergisi okudum bir yerde. Adamlar çok stratejik bir yol izlemiş. İlk sayfalarda "Onu elde etmenin yolları, boynuna kement atın" mealli ipuçları var sürekli. Sonra ortalarda "İlişkinizi canlı tutacak 26 şey, kulak memesini somurun" mealli şeyler. İlişki başlamış yani. En sonlarda da ilişkinin artık bittiğini gösteren "Onu unutmak için 748 şey, donunuzu değiştirin." yazıları. Hafız dedim bu zeka karşısında saygıyla eğilirim.
- 1 saatlik seks 572 kalori harcatıyormuş. Amerika'daki bilim adamları böyle buyurmuş. Harbiden bu adamların ortamlarına girmek istiyorum ha. Ulan ilimin, irfanın olması gereken o laboratuarlarda nasıl bir fuhuş dönüyor, nasıl bir tensel birleşme seansları düzenleniyor? Devletin parasıyla alem yapıyorlar lan resmen.
- Ulusa sesleniş diye bir şey var. İmkanın güzelliğine bak. Ulusa konuşma yapıyorsun. Gerçi ulusun muhtemelen umrunda değil ama o nasıl bir güçtür lan. "Şşş ulus! Bi dinleyin la bişey diycem." falan diyosun. Anlatıyosun da anlatıyosun. Ulus bunları dinlemek istiyor mu sormuyorsun. Anlat da anlat. Ulus o sırada uyuyor ama.
- Tv de ya da radyo da, yavas yavas programın sonuna geliyoruz diyorlar ya, ulan hızlı hızlı gelen mi var amk, söyleyin de bizde bilelim. (neyin peşindesin gönderdi)
- Her şeye karşı aşırı coşkulu insan benim enerjimi emiyor şerefsizim. Ulan bu ne tezcanlılık, bir otur, götün yere değsin. Yok, her şeye çok şaşırmış gibi tepkiler, abartılı sohbetler, tonlamada aşırı iniş-çıkışlar. Uff anlatamadım galiba ama bunlar benim kriptonitim. Çaktın mı? Enerjimi sömürüyorlar dedim ya. Kriptonit kimin enerjisini sömürür? Efenim? Ehehe aferin.
- "Buraya Bakarlar" cümlesi de hiç çekici değil lan. Oraya hiç reklam veresim gelmez benim. İkna edilmeye ihtiyacım var. Buraya Bakarlar! Ee bakarlar da görürler mi onu söyle sen bana? Aradakı o ipincecik farkı gördün mü? Görürsün tabii. Onlar görememiş. Buraya Salarlar, Leş Gibi de Kokar dese bir derece.
- O değil de yeni yılın gelmesiyle çam ağaçları ortaya çıktı birden. Hafız koca sene bir tane bile görmüyorum, ne zaman ki yeni yıla yaklaşıyoruz çam ağaçları sarıyor dört bir yanımı. "Anca yılbaşından yılbaşına ortaya çıkın tabii keranacılar ehehe." diyorum, cevap yok. Ağaç nihayetinde, çok fazla performans da beklememek lazım.
- Ortamın Ciddisi kadar antipatik bir karakter de yok. Yaprak Dökümü'nün finalinden sonra milliyetin sitesine yorumlar bırakılmış diziyle ilgili. Herkes finalle alakalı yorumlar yapıyor, komiklik şakalar falan işte. Aradan biri çıkıp demiş ki; "Bu dizi çok mu önemli? Ülkemin tek derdi bu mu? İnsanları bunlarla oyalıyorlar, bu nedenle gerçek sorunları göremiyorlar. Dünyanın en pahalı benzinini, ikinci en pahalı elektriğini kullandığımızı, en pahalı etini yediğimizi göremiyorlar." O şimdi çok mutlu. Onlarca insana hayatları boyunca unutulmayacak bir ders verdi. Her zamanki gibi gündeme dikkat çekti. Ortamın Ciddisi. O her yerde.
- Tarihte bir tane de Berk Sultan olmamış ya. Tunç Sultan falan. Bak şimdi derdik ki, "Vay be Osmanlılar ileriyi görmüş resmen. O dönemde o isimleri koymuşlar. Helal olsun Efecan Sultan'a!"
- O değil de bu sene herhangi bir hayvan gribi çıkmadı. Kuş gribi, domuz gribi derken 2010-2011 sezonunda dünyayı kasıp kavuracak bir grip çıkmadı. Ben de diyorum dünyacak niye bu kadar rahatız, neden koli koli aşılar gelmedi memlekete, sıralara girmedik aşı olmak için. Böyle tatlı heyecanlar arıyorum.
- Burdan bu sene Ordan Oraya'larda bol bol ekmeğini yediğim Cibuti Cumhuriyeti'ne, başta başkanları olmak üzere, başbakanları ve tüm halkına sağlık dolu bir yıl ve ülkelerinin isimlerini değiştirmek için gerekli gayret ve kudreti diliyorum.
- Bence Bülent Ersoy "Hoş geldin yeni yıl!!" diye tüm heybetiyle bağırsa, o yeni yılın anında saçları beyazlar, otomatikman 2012'ye gireriz.
- Bir gün gözüme kestirdiğim bir berbere girmiştim. Oturdum, kesmeye başladı adam. Neyse zaman geçti biraz, saçlar kısaldı yeterince. Baktım zibidinin gözü doymamış, hala kesiyor da kesiyor. Çok kısa olmasın dediğimde de berberlerin o meşhur yalanını duyuyorum tabi:"Yok düzeltiyorum merak etme." Neyse bu kese kese kuşa çevirdi saçı. E diyemiyorsun da ağzına sıçtın saçın diye. Ha şimdi olsa derim de. Sonra bu insanat bana ne dese beğenirsin:"Seninki yine iyi. Daha önce tıraş ettiğim bir çocuk şapkayla dolaşmak zorunda kalmıştı." Bana dedi bunu. Hala sorarım kendime niye atlamadım o gün adamın üstüne de ben de düzeltmedim onun saçını diye.
- Bak bak yılın fıkrası: Temel'in doğum günüymüş. Büyük parti düzenlemiş arkadaşları. Pastası gelmiş Temel'in. Üstünde mumlar falan bayaa güzel bişey. Mumları üfleyecekmiş tam. Arkadaşlarından biri demiş ki:"Dilek tutucan mı lan?" Temel de durur mu, yapıştırmış cevabı:"Ya tutarsam?"
- Böyle eğitici fıkralarla zihinleri berraklaştırmayı, hayata daha pozitif bakmanı sağlayabildiysem kendimi gerçekten şanslı sayarım. Şu güzel günde bir yararım dokunsun istedim. Temel falan hep kültürel değerlerimiz, manevi miraslarımız bizim.
- Eskiden limon milletin karşısında limon yiyip herkesin ağzının sulanmasını isteyen insanlar vardı. Bunlar cidden vardı ama. Sonra noldular bilmiyorum bir anda kayboldular ha. Bak özlemişim demek. Bir anda eksikliğini hissettim şerefsizim. Sağda solda kaldıysa hala böyle abiler, nolur iletişime geçsinler.
- Otobüs durağına son gelen kişi nedense daha önce orda bekleyen insanlar tarafından bol bol inceleniyor. Artık durağı sahipleniyorlar da yeni gelenin durakta bekleyebilecek kadar kalifiye biri olup olmadığını mı belirlemeye çalışıyorlar bilmiyorum. Ama bakışlarda kesinlikle bir baştan aşağı inceleme ve eleştiri var. Ya da ben boş işler müdürü olduğum için bu tür gudik şeylere dikkat edip bineceğim otobüsü kaçırıyorum.
- Misafirlikte orda burda çay içme teklifini reddettiğimde insanların bana hayretle, şaşkınlıkla, yer yer kınar gibi bakışları oturduğum yerde kendimi insanlık suçu işlemişim gibi hissettiriyor. Her an kapıdan birileri girecek de "Al bunu al al al al!" deyip beni götürecek, "Derdini karakolda anlatırsın you mothafuckin' asshole!!" deyip rencide edecekmiş gibi geliyor.
- Geçen gün yolda giderken karşıdan da köpekli bir çift geliyordu. Köpek bir kedi gördü, ona doğru hamle etmeye çalıştı sürekli fakat tasması olduğu için mümkün olmadı. Bu arada çiftten kız olan köpeğe şöyle dedi:"Boşuna heveslenme İlyas, o kediyi rahat bırakacaksın!" Köpek de buna dönüp "Ama abla sen duymadın, küfretti bana." dese altıma sıçardım da olmadı şükür.
- Bu değişik Ordan Oraya tecrübesinde buraya kadar gelebildiysen gerçekten alnından öperim. 2011'in sana ve sevdiklerine bol bol kuruyemiş, az biraz nakit para, yeterli miktarda otobüs bileti, bir mısır koçanı ve iki adet sinema bileti getirmesini dilerim. Hadi fazla dağıtma akşam. Görüşmek ümidiynen.
düşe kalka büyürken, kalkamayız bir çoğumuz
ama bitmez yolculuklar, belki biraz canın yanar
düştüğün yerde doğrulur, başlar yine ilk adımlar.



















