
Merhaba sevgili röportajseverler, röportajsız yapamayanlar. Bütün bir ay iple çektiğiniz, göremeyince beni mail yağmuruna tuttuğunuz bölüm yine karşınızda!(siz de biraz coşkulu görünürseniz sevinirim açıkçası)
Bu ayki blogger konuğum Daçe. Feysbuk notlarıyla gaza gelip kendine blog açan, blogunda 2. yılını dolduran, cümleleriyle nice beyni allak bullak eden, Ankara dolmuşlarının sevdalısı, fazlasıyla eğlenceli, cancaazının sevdalısı bir blogger o. Bu röportajda ona dair bilinmeyenleri ve belki de kimbilir hayatın anlamını bulacaksınız. Fakat yine de fazla ümitlenmeyin.
İşte o röportaj!!
------------------------------------------------------------------------------------------------
R: Merhaba Daçeler daçesi, İyi olduğunu umuyorum. Doğru ummuş muyum?
D: Bomba gibi, hatta eski dilde konuşmam gerekirse bonba gibiyim sevgili Rectoa :) benden aşağı kalmayacağını bildiğimden senin de danalar gibi iyi olduğunu düşünüyorum.
R: O vakit röportaj için bütün koşullar uygunsa bol muhabbetli bir etkileşim içine girsek mi ki senle?
D: Burası röportaj yapılan kişinin röportaj için teşekkür edeceği kısımdı değil mi. Eheh ehe. Adamsendeciliği bir kenara bırakırsam tüm kalbimle teşekkür ederim. Haydi gönder gelsin ilk soru... Bismillah bismm bismillah yavrım bisss...
R: Blogunu sanırsam bütün arkadaşların biliyor. Zaten gerçek kimliğini de saklamıyorsun. Hiç demedin mi "Lan şunu da yazayım da ya okursa ibiş?" diye. Hiç istemedin mi arkadaşlarının birtakım kirli çamaşırlarını bloga sermeyi? Ben açık konuşayım bunu yapıyorum. Birine uyuz oldum mu bloga girip giydiriyorum bazı bazı. D: Hepsinin blogdan haberi var tabi, ben her bulduğum sosyal ortamda paylaştığımdan kelli. Ama şimdi açık seçik söylemek gerekirse, “Ulan şimdi bunu da okuyacak ama, olsun ya okursa okusun”dan ziyade pekçok kez “Ehere huhere nası olsa okumaz o yaa” diye yazmışlığım da vardır. Evet fark ettim ki asıl ibişlik bende oluyur.
R: Bir adet sevgülün var. Ona hep cancağızım diye hitap ediyorsun. Hatta cancaaz. Onu nasıl tavladın? Yengeye selamlar bu arada.
D: Cancaazımı tavlamamda elbette blogun büyük bir etkisi olduğunu söyleyebilirim. Komiklikler şakalar yazıp yazıp ona atardım linkini. “Kızlar kendisini güldüren erkeklerden hoşlanır” savını bir kez daha kanıtlamış oldum ama sonuçta çirkin ve tipsiz de bir insan olmadığımdan kelli çokzel bir süreç içinde her şey fantastiş gelişti. O günlerden beri de hayli destek oluyor bana blogla ilgili. Cancaazıma burdan öpücükler gönderiyorum. :)
R: Açık konuşacağım: Bir kuş olsan nereye sıçmak isterdin?
D: Ahaha. Ben de çok net söyleyeyim o zaman; milli piyango bileti satan adamın kafasına sıçardım. Hem de böyle Lorrp! diye bırakırdım yüksekten. Çünkü sanki hep bilet alanın kafasına sıçılırmış gibi bir anlayış var ama satan abinin de bir şekilde voliyi vurması lazım. Böyle de hissiyatlı bir insanım.
R: Nasıl başladın bloga, içindeki canavarı kim uyandırdı?
D: Şöyle ki;
Daçe Der Ki ilk blog denemem değil. Bundan önce de saçmasapan blog maceralarım oldu, özellikle lisedeyken inanılmaz bir hevesle birini açıp birini kapıyordum, ama bundan iki sene önce feysbuk'ta birtakım komiklikli şakalı yazılar yazarken gelen “like”lar ve arkadaş gazları üzerine dedim hafız ben bu blogu açıyorum galiba. Uyandığımda çıplaktım, her şey bitmişti ve başım çok ağrıyordu. Eheh şaka şaka. Ama buna benzer şeyler sonucunda açtım blogu, hala da hatır hatır yazıyorum.
R: Bir de bu benim şahsi fikrim, seni hep aktif biri gibi canlandırdım kafamda. Yani hiç durgun anları olmaz, sürekli kafa bişeyleri yapmakla meşgul gibi. Seni kafamda canlandırmamın garipliğini bir kenara bırakırsak kımıl kımıl bir varlık mısın?D: Rectoa'm ben de hep seni düşünüyorum. Ahahahaha. Yok ya ne düşünücem. Ama tahminin kısmen doğru. Hani hiçbir zaman piç ya da fırlama biri olmadıysam da, çoğu zaman kımıl kımıl bir kafa yapısında olduğumu söyleyebilirim. Bu durum haliyle beden olarak da bir enerjikliği getiriyor. Sportif olarak değil ama günlük yaşantıda kımıldanıyorum sürekli. Biraz daha cevap verirsem kendimden nefret edeceğim şeyler söyleyebilirim öptm kib bye.
R: Daçe nedir, necidir, kökeni nerelere dayanmaktadır?
D: “Daçe”, bizzat kendi şahsi soyadım, antik Roma'da “Sinirlenince şakakta çıkan çok büyük ve çirkin kan damarı” demektir. Bazı Orta Asya tabletlerinde “Meleklerin üç parmağından biri” diye geçse de, şakayı bir yana bıraktığımızda Çerkez dilinde “çalışkan, hırslı” anlamına geliyor. Sonuncusu kesin doğru %100 çalışıyor.
R: Deseler ki "Daçe gel sana kitap çıkarıcaz, ama içi boş. Boş bi zamanında doldur." Bu zibidi tavırlara karşı ne dersin, gururunu çiğnetir misin?
D: Yok ya ne gururuymuş allaasen, anında kabul ederim. Kitabın adı bile hazır bak: “Dünden Bugüne Adamsendecilik (ve Türkiye'deki Adamsendeciler)” Parantezin için daha küçük puntoda.
R: Hangi bölümde okuyorsun? Gelecekten beklentilerin neler? Okulun seni tatmin ediyor mu? (Ciddi soru sorarak abandone ediyorum, bu oyunlara gelme.)
D: Petrol ve Doğalgaz Mühendisliği 2. sınıftayım, okul konusunda daha çok ben onu tatmin etmeye çalışıyorum, ayrıca gelecekten de güzel bir hay... Lan!? Valla az daha gidiyordum ha Allah canını almasın kedi cınını sinin.

R: Kırk yılda bir gittiğin Beşiktaş maçında, takımının 4 tane gol yemesinin bünyende ne gibi etkileri oldu?
D: Off... O 4 gol resmen bana atılmış gibi oldu, hepsini ben hissettim inanır mısın? Yalnız şöyle bir gerçek var, ne zaman Beşiktaş maçı izlemeye gitsem, bu bir stadyumda olabilir, bir cafede olabilir, bir maç (iki yıl önceki şampiyonluk maçı) dışında hepsinde yenildik. Ölüm gibi, cehennem azabı gibi, evlat acısı gibi. Maç konusunda büyük bir cenabetliğim var ne yazık ki. Bir de Beşiktaş sağolsun tabi, o da baya yardım ediyor...
R: En çok uykusuz kaldığın süre ne kadardı ve bu süre içerisinde kaç kere saçmaladın?
D: Öyle “aralıksız 7 gün hiç uyumadım!!!11!” diye bir olayım yok ama iki gün üst üste uyumadığım bir sürecin son evresinde sinemada Karayip Korsanları'nı izlerken ağzımdan salyalar aka aka uyuyakalmıştım. Hiç hoş değildi.
R: Allahını seversen elmanın şekeri mi olur?
D: Oha ya hiç olur mu lan öyle şey? Elmayı ayrı ye, şekeri ayrı ye. Hayret bişey.
R: Banka kuyruğunda beklerkene çok havalı, mini mini etekli, son derece alımlı bir kız senin önüne geçiyor. Normalde böyle öküzlükleri affetmezsin ama kızın durumu da ortada. Ne yaparsın?(Eheh sevgilinin de okuduğunu bilerek çok pis soru hazırlamak fakat gelecek cevapla her an göt olma ihtimaline karşı da tetikte beklemek)
D: Ona yavaşça sokulur ve şöyle derim; “Belki de senin birazdan bankadan çekeceğin kağıt paralar döne dolaşa bi şekilde benim cebime giricek, olamaz mı?” Zaten beni hırsız sanacağından kelli, korkuyla bir an önce sıramı geri verecektir. Bende öyle sırasını kaptırıcak göz var mı olm.
R: Bir gün şöyle bir teklifle kapına dayansa arkadaşların;"Hafız gel paraşütle atlıycaz ama atladıktan sonra paraşütleri açmıycaz. Öyle elimizde tutacaz düşerken. Nassı ama!" Bu duruma nasıl yaklaşırsın, arkadaşlarının yanaklarını hafifçe okşayıp kapıyı suratlarına mı kapatırsın, yoksa kabul eder misin?
D: Tabii ki kabul ederim. Paraşütsüz paraşüt, ipsiz bungee-jumping, Iniesta'sız Xavi, Windows'suz Microsoft çalışanı, ekmeksiz Nutella... İşte bana bunlarla gelin abi.
R: Hayatında çılgınlık olarak nitelediğin bir şey var mı? Ne bileyim gelen belediye otobüsünün altına ayağını sokmak olabilir, bir polisin belinden silahını alıp kahkahalar atarak kaçmak olabilir...
D: İlkokulda en yakın arkadaşımla birlikte sınıftaki kızların eteklerini açmışlığımız ve akabinde popolarına bakmaya çalışmışlığımız var ama bu çılgınlıktan çok sapıklık tabi. Ha kimseyi hayalkırıklığına uğratmak istemem, eskiden gençtim aptaldım ve paraya ihtiyacım vardı. Şimdi öyle sapıklıklarım yok.
R: Gelecekten bir haber gelsin istesen ne hakkında olmasını isterdin bu haberin?
D: Öyle çok idealist bi insan diilim ya, önümüzdeki yaz okulunda Diff'i vereceğimi bilsem şimdilik yeter. Bayaa küçük hesapların insanıymışım şu an fark ettim. Tabii eğer bir otuz yıl sonradan gelecekse bu haber, elbette cancaazımla ilgili olmasını isterim. Ne durumdayız hafız diye sorarım. Gerçi kime soruyoruz onu da anlamadım ama.
R: Ankara'nın dolmuşlarına karşı derin bir tutku beslediğini biliyorum. Seni onlara bağlayan nedir?
D: Ben Ankara'nın o mavi dolmuşları için ölürüm ya sen ne diyorsun... Onlarsız ben bir hiçim. Her gece yatmadan önce “Allahım yarın da 'Şurdan bi kişi' diye para uzatmayı nasip eyle yarabbim” diye dua ediyorum. Duygularımı bir yana bırakırsam da, dolmuşlarda her gün çok ilginç olaylar olabiliyor, mesela bir gün bindiğim dolmuşta bir adet gizli kamera ve bu kameranın kaydettiği görüntüyü yayınlayan bir ekran olması ya da bir gece bindiğim başka bir dolmuşta, dolmuştaki her yolcunun -belki şöförün bile- sarhoş olması gibi şeyler. Bunlar bloga da, arkadaş ortamındaki sohbetlere de harika malzemeler çıkartıyor.
R: Geldik adeta klasiğe dönen bir soruya. Malın Gözü'nü nasıl buluyorsun? a) delicesine b) kardeşçesine c) uçarcasına d) kaçarcasına
D: Uuu beybi, çoktan seçmeli demek... Çok da kararsız kalırım ha. Ama bir çılgınlık yapıp, “c) uçarcasına” diyorum. Hatta modifiye edebiliyorsak; “paraşütü açmayarak uçarcasına” buluyorum. Öylesine ayılar gibi güldüğüm, öylesine eğlendiğim iki-üç blogdan biri sonuçta.
R: Son olarak kainata söylemek istediğin bir şeyler varsa alabilirim. Bu röportaj için de bol bol teşekkür ederim, hiç çekinmem.
D: Ben de başta ettiğim teşekkürümü yineliyorum sevgili Rectoa ve burdan tüm bloggerlara şunu söylemek istiyorum: “Neaber?” Herkese iyi okumalar, Malın Gözü ve
Daçe Der Ki'yi ilelebet takipte kalınız sevgili okur :)
-burda daçe, rectoa'yı göstererek alkışların ona gitmesi gerektiğini belirtiyor-
7 yorumsal:
severek okuduğumuz blogun sahibinin meraklarını malın gözünde farkedip gülümsemek de varmış kaderde.. teşekkürler malın gözü! teşekkürler!
o değil de, bankalı sorudan istediğini alamamışsın rectoa :P
pek eğlenceli olmuş valla. röportajın ortasında elma şekeri sevenlere adeta çemkirmenize anlam veremesem de bayaa eğlenerek okudum :b
müthiş sorular ve cevaplar. nasıl oluyor bu böyle tencere kapak hesabı hiç anlamıyorum. bana sorsan pısar kalırım. bu yüzden ünlü olamıyorum :)
bombastik olmuş, tebrikler!
en güldüğüm iki blogger'ın karşılaşması da adeta kutsi-petek dinçöz düeti gibi olmuş :) dillere destan akıllarda iz bırakan
ahahaha özellikle son yoruma koptum :D -evet ben de arada sırada "koptum" diye bir ifade kullanabilmeliyim, bu yüzeysellikten kendimi alamıyorum- tüm yorumlara rectoa'ya tekrar teşekkürler :)
bu arada sitenin yorum ligi'nde kümedeydim. kümeden çıkmışım. kümeye düşmemek için giriyorum bunu
Yorum Gönder