14 Temmuz 2009 Salı

Tecavüze Uğrayan Tavuk

Nasıl ama:  

Hadi tavuğa tecavüzün haber yapılmasını anlarım.

E ulan bi tavuk fotoğrafı koyarsınız, hadi onu da anlarım.

Peki gözlerine bant çekmek nedir birader?

Hadi diyelim ki cemiyetinde tanınan bir tavuk olsun, rencide olmaması için, ruh sağlığını düşünerek bant çektiniz.

E fakat ölmüş lan tavuk.

Neyse, acım büyük, başımız sağolsun.

DÖNMEZ OLSUN

Nasıl ama:  

Kesip kopardılar seni canımdan.
İçime batan acı, içimi ilmek ilmek ördüren sen.

Oysa ki, oysaki yıllardır, oysaki yıllardır karam, ne de iyiydi aramız.
Sen döndün,
Döndün battın içime,
Döndün acıttın canımı,
Döndün kanattın bedenimi.
Döndün.

Sen ki yerine göre güzel yerine göre çirkin,
başımın üstünde taşıdığım gece gündüz,
Sen ki yüzüme bakanların gördüğü,

Sen döndün.
Döndün acıttın içimi,
Döndün kanattın kıçımı.
Pezveniksin olm. Suratına seçeyim.Ne kıl bişeymişin yahu. Kıl dönmesi ne illetmiş anasını satığımın yahu.


Kılı dönen halama, askerde kılı dönenlere, sevipte kıl dönmesine yakalananlara gelsin.

http://www.youtube.com/watch?v=EWQ2I8lCgfY

*bi linkte paylaşamadık anasını satayım

Ordan Oraya-27

Nasıl ama:  

--> "Yazın Ortasında Hala Yazan Bloggerlar Federasyonu" kurmam yakındır. Arkadaş, bu sıcakta hala ama hala yazıyoruz, devlet bi el atsın, maaşa falan bağlasın bizi. Bir avuç insan kaldık lan resmen.

--> İdil Biret konserini "Osmanlı padişahlarının mekanında şarap içiliyor layn!!" diye basmak da enteresan bir zihnin ürünü gerçekten. Zamanında Osmanlı padişahları sadece su içiyordu zannediyor herhalde bunlar. Ciddi şeyler yazdırmayın bana burda kardeşim!

--> Zimbabwe diye efekt olsa ya dedim geçen gün kendi kendime. Sonra bunu daha önce de düşünmüş hatta yazmış olabileceğim geldi aklıma. Tırsınç.

--> "Adım Adım Zibidilik" yakında bütün kitapçılarda!

--> "Okul ne zaman bitiyor?" gibi de tiksinç bir soru duymadım arkadaş. Gerçi onla da bitmiyor. Askerlik ne zaman, evlilik ne zaman diye hayatında kademe atladıkça değişiyor sorular da. Ulan millet buna kafa yoracağına protonların çarpışmasına kafa yorsaydı şimdiye kadar ohoooo....Nerden nereye bağladım dikkat edersen.

--> Honolulu'da yaşayan arkadaşlar; "Nerelisin?" sorusuna verdiğiniz cevap benim hüzün mekanizmamı çalıştırıyor, gözümden sular çıkmasına sebep oluyor, gökyüzüne doğru "Nedeeeeeen??!!" diye bağırıyorum. Her daim yanınızdayım. Öptm, kib, bye.

--> Konuk olduğu programda, coşup canlı yayını ele geçiren konuğun karşısındaki sunucu çaresizliğidir benim televizyon karşısında içimi kanatan. O çaresiz bakışlar, konuğun adeta kendinden geçip orkestrayla birlikte stüdyoyu fethetmesi....Yazarken bile bi titreme geldi.

--> "Ben kabuslarla büyüdüm, hayal etmek ne haddime."-- Evet, 12 yaşındaki kuzenimin msn iletisi.

--> Rezalet; ne zaman arkanı dönsen bir iş çevirmeye hazır, böyle içten pazarlıklı, şerefsizin teki.

--> Letafet ise kız ismi, konumuzla alakası yok.


sen yürü ben senin izin olurum
sen dur ben gölgen olurum
sen düşle ben kabusun olurum
sen sor ben cevabın olurum

kargo
13 Temmuz 2009 Pazartesi

Tarihte Kritik Anlar

Nasıl ama:  

Son birkaç "Ordan Oraya" serisinde gördüğünüz gibi yeni bir bölüme başlamış idim. Tarihteki önemli olayların, buluşların kritik cümlelerle nasıl olamayabileceğini gösteren bir bölümdü. Yani bir nevi "Ya olmasaydı?" bölümüydü. Fakat çok kısaydı. Daha sonra Godsy 'nin "Bunu ayrı bölüm yap, sana sponsor da buluruz, paraya para demeyiz şerefsizim" gibi gazlarıyla kendimi ayrı bir bölüm açarken buldum. Para her kapıyı açar.

Malın Gözü'nde yepyeni bir bölümü daha kamu oyunun takdirine sunuyorum. Hayrını görün.

İlk bölümümüzün konuğu Thomas Edison. En basit şekliyle ampulu icat etmiş bir abimiz. Aşağıda eşiyle yaşadığı bir diyalogu okuyacaksınız ve icatların nasıl da kritik zamanlamalara ve cümlelere bağlı olduğunu görüp şaşıracaksınız. Kesit ötesi.

+ Edison'un eşi - Edison

+ Edison, kalk da şu sofrayı toplamama yardım et!
- Yau hanım, bütün gün işte canım çıkıyo zaten, bi kafa dinlememe müsaade et!
+ E her taraf karanlık, bişey göremiyorum, senin algıların daha gelişken. Sürekli bişeyler kırıyorum ben.
- Senin hala oğlu kibriti bulmamış mıydı? Onları kullan.
+ Anca benim hala oğluna güven zaten. Kalk da iki rekat sen bişeyler icat et herif. Mahallede dedikodular dolaşıyo, "Edison'da bişeyler icat edecek iktidar yokmuş." diyolar.
- Elalemin ağzı torba değil ki büzesin..... Oha, sanırım az önce deyim-atasözü karışımı bişey uydurdum!
+ Anca çene, başka bi işe yarama zaten.
- E ben de bu şekilde aydınlatırım yeni nesli işte fena mı? Bunun gibi bikaç tane daha söz uydursam adımı tarihe altın harflerle yazdırırım. İsmimin etrafında da seni hala oğlunun kibritleri yanar ehe.
+ Geç dalganı geç. O değil de geçen Necmiye hanım oturmaya geldi. Kocası sopa gibi bişey icat etmiş. Flor hasan mıymış neymiş adı. Beyaz ışık saçıyomuş böyle, aydınlatıyomuş her yeri. Valla bi gururlu anlatıyo ki kocasını.
- He gördüm onu. "Nerene sokacan onu lan!" dedim gücendi ehehe. Onların daha küçüğünü yapsa halbuki, başlangıç için daha iyi olurdu.
+ Hah sen yapıver işte onu da.
- Ulan hakkaten kalkışsam mı o işe?
+ Bence bi dene, ilerde isminin etrafını senin icat edeceğin şeylerle süslerler. Valla ne güzel olur.
- Hakkaten ha, o zaman ben hemen......Telefon çalıyo bi dakka....Alo, lan telefon icat edileli daha üç yıl oldu ne çabuk benimsedin şerefsiz ehehe, hayırdır? Taam olur gelirim, kaçta? Uyar bana o saat, tamam tamam geliyorum, hadi görüşürüz.
+ Kimmiş?
- Remzi ya, halı sahada maç varmış, ona çağırıyo, hazırlanayım ben.
+ E hani icat falan?
- Ya bi ben mi kaldım, onu da başkası icat ediversin. Hem Remzi'nin kafasında bişeyler var, böyle buz gibi bişeymiş ama yaladıkça eriyomuş. Çok büyük para var bu işte diyo, ortak edicek beni. Neyse kaçtım ben.
11 Temmuz 2009 Cumartesi

G8 Kahvehanesi

Nasıl ama:  

Çok acayip lan.

Sen dünyanın en güçlü ülkelerinin arasına gir, zirvede karizma yapacağına "Hafız hatun iyiymiş ha." bakışları at.

Berlusconi ve Sarkozy'nin G8 için toplandıkları İtalya'da verdikleri şu poza bak arkadaş. Zirveye ciddi mesele konuşmaya değil de kız tavlamaya gelmişler gibi.

Ben orda olacam kralını tanımam şerefsizim. "G8'in içindeyim lan daha napiyim" bakışları atarım her yana. Bunlarda maşallah yarın gazetelere manşet oluruz kaygısı da yok.

Obama da ortamın ağır abisi olarak "Şşş beyler sakin, tamam." der gibi bir surat ifadesi takınmış. O da olmasa iyice coşacak keratalar.
10 Temmuz 2009 Cuma

Düğünde Michael Tarzı

Nasıl ama:  
video


Ya da dünya dışı başka figürler bilemedim şimdi. Yıllar evvelinden bir düğünde çekilen bu görüntüler düğünlerimizin ne kadar da fantastik olabileceğini gözler önüne seriyor.

Aslında bunun bir düğün olduğundan da şüpheliyim lan. Etraftaki onlarca kişi, ortada oynayanları o kadar hipnotize izliyor ki, bunun bir ayin olduğundan şüpheleniyorum.

Ortada oynayanların da "oynayamadığını" dikkate alırsak bu tezimin doğruluğu kanıtlanıyor. Bence bize bir şeyler anlatmaya çalışıyorlar.

Dikkat edin her şey bittikten sonra, kimseden bir alkış falan da gelmiyor. Öylece çekip gidiyor oynayanlar. Tırsınç bi bakıma.

Ordan Oraya-26

Nasıl ama:  

--> Tarihte kritik anlar-5; "Yok hafız bu gemiler karadan yürümez."- Fatih Sultan Mehmet.

--> "--Ben seni arkadaş olarak görüyorum." "--Biraz daha alıcı gözüyle bak o zaman."

--> Buhurizade Mustafa Itri Efendi ismini liseden beri silemiyorum hafızamdan. Müzik dersinde öğrenmiş idik, ordan kazındı. Nasıl ahenkle söylenen, her söylendiğinde bambaşka bir tat veren bir isimse yıllardır çıkamadı aklımdan, düşemedi dilimden. Nasıl büyülenmişsem takıldım bir ismin ardına, ben onu söylemiyorum da, o beni söylüyor adeta.

--> Platonik Aşk bir cümle olsaydı "Alıcı değilim, bakıyorum öyle." olurdu.

--> Bir gün bir korku filmi çekecek olsam mekan olarak herhangi bir öğrenci evini seçerdim. Nerden ne çıkacağının belli olmaması, akşam yemeğinde ne yenilecek gerginliği falan hep filmin unsurları olabiliecek nitelikte bence.

--> Seda Sayan Marketing Orkide Hareketi diye de bir şey gördüm ki arkama bakmadan kaçtım.

--> Peki ya bu Aydın ve Fatih Ürek'teki "Koçum ayaanızı denk alın" havaları sadece beni mi ürkütüyor?

--> Leylek Havada Seyahat Acentası var bide.

--> Jöle diye bir şey var. Saça sürüyorsun, şekil veriyor falan. Ben bunların "Hafızalı" versiyonlarını kullanmıştım bi ara. Bildiğin hafızalı. Yani başladın jöleyi sürmeye, hafızalı jöle devreye giriyor;"Hafız, geçen sefer o teli arkaya doğru yatırmıştın. Bide yanlara daha az sürmüştün. Yine sen bilirsin tabii."

--> "Sandalye" bir güven hissi veriyor, oturacağın zaman düşmeyeceğini biliyorsun.

--> "Ama Niye?" ise güvensizlik abidesi. Pis.


şimdi bütün anmalar bir susmanın içinde..
şimdi bütün susmalar bir odanın içinde..
anlatmaya bir sözcük, bir bakış arıyorlar,
önce sakladıkları, bir adamın içinde.

özdemir asaf
09 Temmuz 2009 Perşembe

Ordan Oraya-25

Nasıl ama:  

--> Tarihte kritik anlar-4; "Olm elimle attım resmen golü, içime sinmedi şerefsizim. Fifa'nın vereceği her cezaya razıyım."- Maradona (86 dünya kupasında İngiltere'ye eliyle attığı gol için)

--> Bir gün bir canlı yayın esnasında gizlice yanaşıp, muhabirin kulağına bir fiske atmak istiyorum desem toplumda nasıl bir infial uyandırırım ha insanlar?

--> Şu diş macunu reklamlarındaki yoldan çevrilip dişleri incelenen adam olmak istiyorum. Olayım ki "Olm milletin dişindeki pislikleri çıkarıp rezil ediyosun da bide senin dişindeki tartarları görelim zibidi!" diyebileyim. Yapabileyim bunu.

--> "Ordan Oraya"yı google translate ile ingilizceye çevirdim, sonuç: "Get there." La get.

--> Bazen kız arkadaşlarımın(bildiğin arkadaş) aldıkları falım sakızlarından çıkan falları okurdum kendilerine. Genelde "Sevdiceğini bulacaksın, o vakte kadar oturacaksın" temalı şeylerdi. Ama içlerinde ciddi ciddi etkilendiğim şeyler de olurdu lan. Okumayı bitirdiğimde de aldığım tepki hep aynıydı:"Ya bırak!"

--> "Fransız öpücüğü"nde kendilerinin isimleri var diye böbürlenir mi acep Fransızlar? Şimdiye kadar hiç "Eheh öpücüğün adında bile biz varız, şimdi ileriki aşamalar için bi kurul oluşturduk, isim düşünüyoruz" vari hava atmalar duymadım. Fakat Türk öpücüğü diye bir şey olsaydı sonuna kadar sömürürdük şerefsizim. İyi olduğumuz konuları abartıyoruz nedense. Ama dünya piyasasına en sağlam girişi yoğurtla yapan bir millet için kabul edilebilir bir gerçek bu da.

--> Misafirlikte konuşmanın bittiği o ölümcül sessizlik anıdır saçlarıma beyazlar eklenmesine sebep olacak olan. Az önce şen şakrak muhabbet eden insanlar başları önünde kurban edilmeyi bekleyen koyun naifliğinde, az önce bir vazo kırmış da cezasını çekmeyi bekleyen bir çocuk sevimliliğinde yere bakarken benim içimden de bir şeyler kopup gidiyor.

--> Birisi bana yol sorup cevap verdiğimde, benden sonra başkasına da sorduğunu gördüğümde koşup omuzlarından tutup "Ne istedin de vermedim sana ha, niye mutluluğu başkalarında aradın hayın!" diyesim gelir.

--> Bazen güldürürken düşündüreyim diyorum. Sonra "ulan yazarken ben düşünmüyorum ki" diyorum. Kendi kendimle yaşadığım bu hoş dakikalardan sonra mevzuyu kapatıyorum.

--> Sirayet yıllarca yurt dışında yaşamış, samimiyetin olmadığı bir akraba.

--> Nezaket ise yurt içinde yaşayıp da samimiyetin olmadığı bir akraba.

bugünü düşünürüm, dün öldü, yarın var mı?
gençliğe de güvenmem, ölen hep ihtiyar mı?

necip fazıl kısakürek

ZIT

Nasıl ama:  


Gökyüzü delikmiş buralar hep ultra viole
ah dedim cildim, ıstakozlar ve karıncalar
Hava 40 derece ve ben huzursuz
kumdan çamur ayaklar, deniz fütursuz

Hasır şapka, minyonlarca nokta yüzümde
burun hassas, krem ve havuç
ulaşılamayan sırt bölgesi ve ben huzursuz
inceden meltem, ve tüyler fütursuz

Ben ince gölgem kalın, bu boşları alın
şezlong kirası kapıda, kapı kapalı
limon, nişasta ve ben huzursuz
mavi bikini, kızlar fütursuz

Turuncu gökyüzü, ne sarı ne kırmızı
donla girmek yasaktır
kazan, dibi, ve ben huzursuz
arasında terlik, parmak fütursuz

Üşüyorum hafif, giyinme vakti
bermuda ve beyaz papatya
kum saati tükeniyor ve ben huzursuz
deniz siyah, ay ışığı kusursuz
08 Temmuz 2009 Çarşamba

Eben ağzıma etsin

Nasıl ama:  

Ebeni ... küfürü tarih oldu.
Postmodern işsizlik modası devrinde küfürlerimiz de postmodernleşmek zorunda.
Dört yıl okuyan bir öğretmen; devlet dairesinde çalışan bir memur, kısacası on yıl önceki beğenilen meslek gruplarına mensup şahıslar bugün ayda iki milyar maaş aldıklarında göbek atmaktayken birkaç sağlık merkeziyle anlaşmış; ayda birkaç doğum yaptıran bir ebe hemen hemen ayda üç milyarın kapılarını zorluyor.
Nerde şimdi kara gözlü, hamaratlı bir ebe...


*karikatür larende.com'dan alıntıdır.