Malın Gözü

Sırtını Kaşırken Ulaşamadığın O Nokta

21:11

Geç(me)miş

Kim: rectoa |


Merhabalar sevgili blogsever. Başlıktaki harf oyunlarını gördün dimi? Allahım nasıl cinlik, nasıl böyle bir oyun tutkusu var, engel olamıyorum kendime.

Hani dizilerde olur ya, bazı bazı geçmişe dönerler, flashback yapıp nostalji yaşatırlar. Ben de demin blog içinde bir nostalji turu atıyordum ki sonra "Neden bunu bir yazı haline getirmeyeyim ki?" diye sordum kendime. İnsanın kendine soru sorması kadar da psikolojik bir vaka yok ha. Soruyu kendine soruyorsan cevabı da biliyorsundur zaten. Bilmiyorsan başkasına sorarsın. Konuyu dağıtma rectoa! Tamam.

Şimdik (şu an) geçmişte gözüme çarpan yazılarımı ve o yazıları hangi ruh haliyle yazdığımı anlatacağım. Şimdi koltuklarınıza yaslanın ve bu şölenin keyfini çıkarın.(şölen; bugün doğacak kız çocuklar için isim.)

Bak misal, bu yazıyı geçmişe takılıp kaldığım zamanlarımdan birinde yazmışım. Geçmişimden kafamı çevirip önüme bakmaya çalışmışım kendi çapımda. Bunu da böyle bi yazıyla anlatmaya çalışmışım. Belki de geçmişe bir veda yazısıydı.

Senden Sonra


Bunu da duygusallığımın tavan yaptığı bir dönemde yazmışım. Kimbilir hangi anı o satırları yazmam için beni bilgisayarın karşısına oturttu da anılarımı anlattım. Yazmayı da seven bir yapıda olduğumuzdan ve isminden de anlaşılacağı üzre konusu da yazmak. Çok hoşuma gider o yazı. Sonraları defalarca da okumuşluğum vardır ki genelde her yazımı dönüp dönüp okumam. Şımarıyor keratalar.

Mektup


Birazdan tıklayacağın yazıda ise bir ara dayanamayıp bloga gelenlerin, hangi sapıksal yollarla ulaştığını gösteren bir belgeyle karşılaşacaksın. Fakat o kadar seks içerikli kelimenin yanında birisi de "sanatsal bloglar" yazıp bizim bloga gelmiş, bi gururlandım ki anlatamam. Yani bi ödül alacak olsam yalnız ve güzel ülkeme ithaf edicem, o derece.

Yeminimi Bozuyorum


Sıradaki yazımda ise Feysbuk takıntımın doğuşuna tanık olacaksın. Bir sene kapalı tuttuğum hesabımı tekrar açmam üzerine yaşadıklarım, yadırgamışlıklarım, kanıksamışlıklarım...

Facebook



Şimdi okuyacağın şey ise benim değişik çalışmalar yaptığım zamanlardan. Bir anda aklıma gelen bir konudan yola çıkarak diyalog şeklinde yazdığım şahane bir eser, dev bir başyapıt, her evde bulunması elzem bir metin!

İçimden Bi Ses


Sıradaki parça tüm terli terli soğuk su içenlere geliyor. 2008'i bitirip 2009'a gireceğimiz günlerde aklıma gelen, o zamana kadar da sürekli esprisini yaptığım bir olayı hikayeleştirme çabalarım geliyor ekranlarınıza. Bu müthiş hikayeyi okurken nefes alamayacak, adeta....Neyse, bi oku sen.

200?


Birazdan tıklayacağın yazı yine 2008'in son demlerinde, aslında son derece efkarlı bir dönemde yazıldı. Efkarın sebebini üçüncü gözü açık olanlar yazıyı okuyarak anlayabilirler. Her senenin sonunda yapılan "En'ler" listesini girmediğimiz bir yıl için yapınca ilginç bir durum oluştu tabii. Buyur, bi bak, beğenmezsen bi üst modelini getirtirim.

2009'un Enleri


Şimdi ise gittiğim bir düğünden edindiğim izlenimleri anlattığım bir yazıyla başbaşa bırakıyorum seni.

Düğün Dediğin Nedir ki?


Şurda ise gölgede kalan, bana göreyse yurtta ve dünyada yankı uyandırması gereken, kariyerimin ilk röportajı var. Batman ve Superman'le ayrı ayrı yaptığım röportajlarla bu süper zibidileri daha yakından tanıyacak, aralarındaki gizli çekişmeye yakından tanık olacaksın.

Keramet süperlikte değil, efendilikte


Mutluluğun tanımını bir adet resimle yapan Abidin'le hesaplaşmam ise sıradaki yazıda gizli. Mutluluk nedir, ne değildir, yenir mi, içilir mi gibi tüm soruların cevabı bu yazıda değil. Kandırmaca yok.

Bana Mutluluğu Yaşatabilir Misin Abidin?



İşte böyle can ve canan. Yaptığım bu nostalji turuna sen de katıl, benimle kah gül, kah hüzünlen istedim.

Havalar soğuk, üşütmeyesin.

İyi okumalar.



20:21

Sevgili

Kim: rectoa |


Sivilcelerini sıktığım, alnını sevgiyle karışladığım dilber,
Ezdiğin yol olayım, o yolun asfaltlanmış kısmı olayım.
Nicedir tuvalete gidemediydin, müshilin olayım, nezle olduğunda mendilin olayım.
Susuşundaki asalet olayım, yediğin içtiğin senin olsun, gördüklerin olayım.
İnce ince akan gözyaşlarını dilimle alayım, tuzlu muzlu ama olsun ben yine de alayım.
Zamanı durdurayım, yerim geçmişi geleceği, hep şimdi'de yaşayalım.

Gadasını kucakladığım dilber neden böyle yapıyorsun,
Etimi tırnaklarınla çızık çızık ediyorsun.
Çıtımı çıkarmıyorum fakat son derece ayıp ediyorsun
Eğer bir gün sana aynı şekilde karşılık verirsem
Neden diye sorma kaşık suratlım, ala kaşlım, muhtemelen na burama kadar gelmiştir.

Gulyabani kelimesi ne kadar garip lan sevgili,
Üzüldüğümde şaklabanlık yapıp teselli edersin dimi.
Niğde'den geçerken söylediklerini düşündüm.
Lehman bence o kadar da iyi bir kaleci değildi.
Eril eril esse ya şu rüzgar, efil efil de nedir,
Ratatata en sevdiğim motor efektidir.
İnim inim inlerken şu biçare aşkın,
Nasıl da uyuyorsun kafanı yastığa koyar koymaz lan, bi ara açıklarsın.

Kader, kısmetin 5 kuruşa satıldığı günlerdi,
Aşk, ilk bakıştaydı, tıpkı seninle olduğu gibi.
Zırr zırr diye çalan telefonumun melodisini değiştirebilseydim,
Aslında daha fazla dayanabilirdim, sessize almazdım, konuşurduk insan gibi.
Süleyman Demirel napıyodur şimdi acaba?
Irak olduk aşkım yıllardır, senlen son zamanlarımızda

Yetti canıma gayrı dedin
Oha falan oldum anında,
Kal geldi, dedim gayrı nedir balım, yakıştı mı sana.

Baktın suratıma pisliğe bakar gibi,
Eaah eytere bea deyip kapıyı da kapatmadan çıktın, adeta bir görgüsüz gibi.

Saçların dalgalanıyordu giderken,
Eh tabii dedim, nejoice şampuanlarıyla her daim efil efil olunur.
Ve artık yokluğunda reklam bile almaya başladım testere bakışlım, golden retriever gözlüm.
Gönlüm seni hiç aramadı, paranın dibine vurdum,
İliklerime kadar şan şöhrete bulandım, çogzel günler geçiriyorum.
Lakin bir gün olur da dönmeye kalkarsan koca beyaz kıçımla kocaman kahkahalar atarım.
İsmini vermek istemeyen izleyiciye dönersin, gizlenmek zorunda kalırsın, o derece de umarsızım.




23:32

Uçmak Güzeldir

Kim: rectoa |


"Gel beri yar gel beri" demiştim arabayı geri geri park ederken benden yardım isteyen adama. Sıradan biri değildim ben. "Gel gel gel huuoopp!" diyemezdim, demeyi kendime yakıştıramazdım. Ruhumdaki inceliği, mizahı orda bile göstermeliydim.

Bakkala girdiğimde "Unun var, helvan var, ne duruyorsun?" soruma apışıp kalan bakkalcıya (evet bakkalcı, adam bakkal satıyor) "Bunları sat hep, durmasın dükkanda. Alma, hep ver, ekonomi tek yönlü durağan bir ivme kazansın." diye cevap veren de bendim.

Her yerde, her zaman mizah gücümü göstermeliydim. Benim geldiğimi görenler "İşte o geliyor! İnce esprileriyle birazdan bizi darmaduman edecek, algılarımızı ters yüz edecek, adeta wisdom (ingilizce) saçacak yiğit geliyor en şanlı haliyle!" diyeceklerdi. Ben de ortama girer girmez bol kahkaha efektleriyle bezeli esprilerimle akıl alacak, adeta çılgın atacaktım. İşim bittiğinde batan güneşe doğru yürüyüp gözden kaybolacaktım. "Bugün esprilerinle kaç kişinin canına okudun?" diye soracaktı barmen. Cevabım net olacaktı:"Sana kaç lazım?" Orda bile durmayacak, durulmayacaktım.

Hayal ettiklerimin hepsini başarmıştım. Bana gülüyor, gülüyor, gülüyorlardı. Evet, üç kere.

Hayatımın her döneminde bunu sürdürdüm. Bankalarda, otobüslerde, bakkallarda, marketlerde, bayiilerde, kitapçılarda, müzik marketlerde... Her yere bir anı, her yere bir espri bıraktım. Bu yerlere tekrar gittiğimde bir gülücükle karşılaşıyordum. İşte ödülüm buydu. Motivasyonum, ilacım, her şeyim...Tek bir gülücük.

Fakat bu durum sevgililerim için hep sorun olmuştu. Sevgili dediğimiz varlık, ilişkinin başlarında koklaşmayı daha çok sever. Konuşmayı unutur. Fakat bu durum benim için geçerli değildi. Ben dediğim gibi normal bir insan olmadığım gibi, normal bir sevgili hiç değildim.

"Aşkooom beni seviyo mısıaaan?" gibi olağan gerginleştirici sevgili sorularına "Seviyordum da unuttum." gibi cevaplar vererek zaten her an saldırmaya hazır sevgili kişilerini iyice çılgına çeviriyor, yüzümü tırnak manyağına çevirtiyordum. Bu benim kişisel şölenimdi.

Sevişmek ise her zaman azaptı. Tabii ki benim için değil. Büyük bir hararet ile dolan sevgili kişileri son derece arzu ve şehvet ile doluyken "Balım bak ellerimi bırakarak da yapabiliyorum ehehe" diyerek o arzu ve şehveti kafamda kırılan bir vazoya anında değişebiliyordum. Bir keresinde sevişme esnasında bile terk edilmişliğim vardır. O giderken arkasından "Ohoo, ya gel, şaka yaptım ya. Tamam sakalların o kadar da sert değil." diyecek kadar da sınır tanımazdım.

Aynı evde yaşadığım sevgili insanlarıyla ise dertler bitmiyor, gelişerek değişiyordu. Ben tuvalette büyük hacetimi giderirken sevgiliye seslenip "Cano, ayaklar uyuştu benim, bi masaj yapacan mı he?" deyip kendimden tiksindirttiriyordum. "Kilo almış mıyım?" diye soran diğer bir sevgiliye ise "Gölge etme başka ihsan istemez." deyip kırıcı olabiliyordum. Delişmendim, havaiydim, espri yapmazsa ölecek hastalığına tutulmuştum.

İletişim Tanrısı'nın bize bahşettiği bir nimet olan cep telefonları, cep telefonu olalı böyle eziyet görmemiştir. Bu esprilerimden, sevgililerimle mesajlaşmalarımı sağlayan uydular da nasibini almıştı. "Cnm naslsn, sni çk özldm, sn çk sevyrm, kib" gibi harf fakiri, uydudan bana gelirken kamyon çarpmış mesajlara da boş değildim. "bsösna" gibi uzatılmış hali "Ben de seni özledim sen nasılsın aşkım" olan, sadece harflerden oluşan bir mesaj yolluyordum. Bunu yaparken de öylesine mesut oluyordum ki... Sevgilinin mesajı anlamaya çalışan suratı gözümün önüne geliyor, daha da keyifleniyordum. Beynim keyiften adeta pırpır ediyordu.

Espri yapamadığım tek an -sevişme esnasında terk eden hariç- beni terk eden sevgililerimin arkasından bakakaldığım anlar oldu hep. O esnada beynim duruyor, "Dur" diyordu. "Şimdi sırası değil." Fakat espri yapıp o anın acısını en hafife indirmek için içimde öylesine bir istek vardı ki...

Gittiler. Her giden göğsümü yarıp kalbimi zorla aldı. Ben kalbimi yeniledim, onlar tekrar geldi, tekrar aldılar. Beynim hala beni susturuyordu. "Espri yapma." diyordu. "Sırası değil."

Benim espri yapmamı istemeyenlere tek tavsiyem, benden ayrılmalarıdır. Ayrılın benden, acıyla dolayım, espri yapmayayım. Superman'in zayıf noktası kripton ise benimki de ayrılıktır.

Son cümlede kendimi Superman'le eş tuttuğum fikrini empoze ediyormuşum gibi gelebilir. Doğrudur da. İkimizinki de amme hizmeti sonuçta.




Yine dünyanın dört bir tarafından blogumuzu ziyaret edenler beni mail yağmuruna tutup "Bu ayki feysbuk grupları yazın nerde ibibik!","Olm ya yazıyı yayınlarsın ya da çocuğumu keserim!" temalı şeylerle beni tehdit yoluna giriştiler. Ben de açıkçası yusuf yusuf öttüğümden hemen serinin bu ayki bölümünü yazayım dedim.

O değil de bir tek Allah'ın kulu merak edip sormadı lan. Neyse başlıyorum;

nescafe bile 3 ü 1 arada ben hağla yanlizim diyenler...(9 üye): Neden 9 üyesi olduğu grubun ismi okunduğunda daha iyi anlaşılıyor. Zaten bir insan "Ben hağla yanlızım" diyorsa uzun bir süre daha yalnız kalacak demektir. Fakat grup açıklaması, grup isminden milyonlarca yıl ötede. Tanjant denmiş, kotanjant denmiş falan. Ama öte yandan da "hağla" denmiş, "yanlız" denmiş. Nescafe bile ağlıyor lan.

oto bazarındaki artis emmiyi sevenler (166 üye): Aga bu gruplar nasıl bir kafayla açılıyor merak ediyorum ben artık. Bu seviyeye nasıl ulaşılır yani. La oto bazarı ne, artis emmi kim, ne doluştunuz buraya.

bir harf de sen yumuşad (309 üye): Cevab Veremedi isimli kitaptan esinlenerek oluşturulmuş ve sert sessizlerin gereksizliğinden dem vurmuş bir grup. Dilimiz yumuşasın, pamug gibi olsun denmiş. Şöyle bir rica da var sayfada: "Argadaslarınızı daved ediniz. Lüdfen." Etmem mi dadlı dillim.

en iyi ernesto che guevara diyenlerrrr (13 üye): Kafası güzel başka bir sayfa daha. Grubun açıklamasında aynen şöyle yazıyor: "che adolftan iyiiii" Yaptığı karşılaştırmaya mı yanarsın, grubun ismine mi yanarsın, feysbuk hesabın olup da böyle şeyleri gördüğüne mi yanarsın.

belediye otobüsünde platonik aşk yaşayıp inerken aşk acısı çekenler (224 üye): Hafız nasıl bir bam teline basmaktır bu böyle. İçim cız etti lan resmen. Anılarım depreşti. Ben ne aşklar yaşadım, son durakta biten. "Duracak" düğmesine basmaması için dua ederken, bir anda çekip giden. Arkalara ilerleyelim cümlesi, bizi birbirimizden eden. Zalımlar resmen ya.

"Caps Lock" tuşun açık kaLmış yawrum.. Büyük konuşuyosuN ;) (224 üye): Ba ba ba nasıl da büyük laf dimi? Laf sokurtgacı bünyeler için şahane bir paylaşım. Baktın biri artistlik mi yapıyor, tak yapıştır bu cümleyi. Afal afal afallar şerefsizim. Çok acayip.

nefes aldıktan sonra verenler xd (53.109 hayran): Benim bu grupla tanışmam şöyle oldu; bi gün sokakta yürürken karşıdan 53 bin küsür kişinin geldiğini gördüm. Dedim "Napıyonuz lan bu kadar adam toplanmışınız?" İçlerinden biri "Abi fark ettik ki hepimiz nefes alıp veren insanlarız. Madem öyle neden feysbukta grup kurmuyoruz diye düşündük. Şimdi bi grup kurmaya gidiyoruz." dedi. O gün de elimde, nerden geldiyse, ıslak bi odun var. O an bi gözler kan çanağı oldu benim, ver ettim odunu bellerine. "La gruplara gelesiceler, millet fezadan bakıp bize el sallıyo, siz hala olmazlardasınız!!" diye diye meydanın oraya kadar dövdüm bu 50 bin kişiyi. Neyse dağıldılar sonra.

küçükken kaç yaşındaydınız ? .D (37 üye): Benim bu grupla tanışmam da çok ilginç bak. Bir gün yine yürüyorum. Sokakta 37 kişi çevirdi beni. "Abi bişey soracaktık da sen küçükken kaç yaşındaydın?" dediler. Benim de boşluğuma gelmiş demek ki ciddi ciddi cevap düşünüyorum bu imkansızlara. "Lan" dedim "Az önce 50 bin kişiyi dövdüm zaten, oldukça yorgunum. Niyetiniz, sebebiniz nedir, direkt söyleyin, oyalamayın." dedim. "Abi bu ultra-hiper espriyi az önce bulduk, feysbukta grup kurmadan evvel kamuoyu yoklaması yapıyoruz." dediler. Onlar konuşurken ben ıslak odunu çıkarıp hazır hale getirmiştim bile.

Rüzgar esince saçlarının dudağındaki parlatıcıya yapışmsndan nfrt edenlr :D (4.028 üye): Bu grupla tanışmadım. Ama tanışma imkanım olsa "Bre parlaklar, bre kozmetikler, Allah size başka dert vermesin" derdim. Aralarında bir tane erkek de var. Bizi temsil ediyor orda. Ya da rüzgarda saçları dudağına değiyor. Acayip işler bunlar.

G.Ö.T (592 üye): Hayır gruptakiler götlerden oluşmuyor. Genç Öğrenci Topluluğu imiş uzaltması. Kısaltma var da uzaltma niye olmasın. Ben zaten feysbuka üyeyim demekten imtina ederken bu adamlar kalkmış G.Ö.T diye bir oluşuma üye olmuş. Dikkat ettiysen küçük harflerle de değil, olabildiğince büyük harfler. Nasıl bir G.Ö.T ise artık.

Hayat benden aldıklarını nerene sokacaksın ? çok merak ediyorum. (58.659 üye): Sanırsın buraya üye olanların başları dertten kurtulmuyor, hayat bunlarla adeta bir oyun oynuyor, gamlar kederler içindeler. La birinin profilinde spongebob resmi var, ötekisi belli ki şen kahkahalar atarken çekildiği bir fotosunu koymuş, berikisi desen süslenmiş püslenmiş ayna karşısında kendini çekmiş. Oldu, sıç, eline yüzüne batır her şeyi, çamuru da hayata at. Ne kolay lan. Gelmiş bide feysbukta gruba katılmış. 58 bin kişi aynı şeyi söylüyor hafız. Hayır yorulmasam ıslak odunla girişip gösterecem hayatın onlara ne yaptığını da. Hayat iyidir olm, geçinmeyi bileceksin.




20:48

Ayın Röportajı --> Siminya

Kim: rectoa |


Geldik bir Ayın Röportajı şeysine daha. İkinci röportajımız bir ay evvelinden duyurduğum gibi Siminya ile.

Onu tanıtmak çok yersiz bir davranış olur zannımca. Takip edilen, popüler bir insan kendisi. Yazıları sürekli araklanıp başka nickler altında forumlarda, sitelerde yayınlanan alameti farika.

Varoşların ve bloggerın gülü. Canım ciğerim ayrıca.

Kendisiynen tanışıklığımız sanırsam yaklaşık tahmini şöyle böyle taş çatlasın 2 seneye dayanır. Bu samimiyetimize dayanarak bir röportaj da onunla patlatayım istedim. Röportaj teklifimi sunduğumda hiç düşünmeden "Evek" dedi. Sonra yanlış söylediğini fark edip "Evet" dedi. Hiç düşünmeden konuşunca böyle oluyor işte.

Ben okurken eğlendim kendi adıma. Kendisinin zekasına hayran olduğumu belirttikten sonra sıradaki parça tüm sevenlere geliyor;


Rectoa: Merhaba Siminya, eski dost. Nassın iyi misin?
Siminya: Şu bayık soruya yıllardır orijinal o olmazsa marjinal oda olmazsa kriminal bir cevap aradım ve bulamadım, bulan olursa insanlık hayrı için bana bildirsin. Ya sen nasılsın? diye sormamı beklediğini görüyorum, unut bunu.

Rectoa: İyiyim ben de.(İnşallah sormuşundur hatrımı) Röportaj teklifimi kabul ettiğin için teşekkürlerimi sunar, hayatında başarılar dilerim. Başlayalım mı aybalam?
Siminya: Te azerbaycan'dan gelmişsin başlanmaz mı palçıq vannasım, qaldırıcı kranım.

Rectoa: Hangisini seçerdin; Dedikodu kazanı mı, cadı kazanı mı?
Siminya: İkiside birbirinden alengirli, fokur fokur, bıngıl bıngıl kazanlar, seçmekte zorlanıyorum.. Ama birbirlerine “cadısın sen kızaaam” diyenler yüzünden dedikodu kazanı daha mı sempatik geldi ne?

Rectoa: Hayatını tek bir sıfatla nitelendirmek isteseydin bu sıfat hangisi olurdu?
Siminya: Belgisiz sıfat

Rectoa: Hiç bilgisayar monitörüne konan sineği, tam bir gaflet ve dalalet içinde mouse ile kovmaya çalıştın mı?
Siminya: Bunu herkes yapıyor mu? Yoksa sen hep yapıyorsun da kendine şapşal kader ortağı mı arıyorsun? Mausla burnumu karıştırdım ama.


Rectoa: Araban yolda arızalandı. Yanında kimse yok. O sırada yoldan geçen biri yanına yanaştı ve isterseniz sizi arabamla gideceğiniz yere bırakayım dedi. Cevabın ne olurdu? Adam yakışıklı değil ama sempatik.
Siminya: Yeri gelmişken, yakışıklılardan nefret ederim ulaşılmaz olduklarını düşünürler bu yüzden sempatiğin arabasına binerim belden aşağı fobilerin zamanı değil, araba bozuk yardım lazım.

Rectoa: Bir günlüğüne Azrail olsaydın kime görünüp korkudan altına yapmasına sebep olurdun?
Siminya: Canlı yayın sunan birileri olabilir mesela flash tv de evlere şenlik diye bir proğram var orda sıçana kadar göbek atıyorlar, tam o esnada ben yayına katılsam çakma sarışınlardan birine görünsem oracıkta foşurt kloşşhh vaynink

Rectoa: Nickin Siminya olmasaydı ne olurdu?
Siminya: sümükya, sibirya, sabırya, zıbınya, zulümya, salamya, kolonya... çiçek adı olmadığı sürece problem değil.


Rectoa: Bir bilgisayar parçası olsaydın ne olurdun ve neden? Mouse, klavye, yazıcı vs.
Siminya: power supply = bilgisayarın kalp atışı

Rectoa: Şu kelimelerden bir adet cümle çıkarmanı istesem çok şey mi istemiş olurum ha? aşk/gökyüzü/kalem/tufan
Siminya: aşk tufanına kalem sokayım (gökyüzüne özbekçe’de sokayım denir)

Rectoa: Bloga ne zaman başladın? Eheh şaka şaka. Blogu bırakmayı düşündün mü/düşünüyor musun?
Siminya: Temmuz'da küçücük bi bıraktım. eskiden ayda 20 küsür yazı yazıyordum, bırakınca iki ayda 3 yazı yazdım. Ama tamamen bırakmam ancak kafama inek düşüne mümkün olur, nağsip. Bağımlılık var yazmaya ve yazdığını aleme göstermeye, yayınlama teşhircisiyim ben.


Rectoa: Son derece yakışıklı ve kibar bir gençle bir köşe başında çarpıştınız. Senin elinden kitapların düştü. Genç de sana onları toplaman için yardım ediyor. her şey filmlerdeki gibi. Kitapları topladınız. Ayağa kalktınız. Birbirinizden hoşlandınız besbelli. Çocuk ismini sorsun diye bekliyorsun heyecanla. Fakat "Off çok klişe oldu bu artık ya." deyip gitti zibidi. Ne yaparsın?
Siminya: Tam benim beklediğim hareket olur, o yapmazsa ben yaparım.

Rectoa: İçindeki en büyük ukte, en büyük pişmanlığın nedir diye sorsam duygu denizinde balık eder miyim seni?
Siminya: Kalan soruları cevaplayamayacak kadar hüzünlendim..itildim, hor görüldüm, gecekondu kızıyım rectoa :(

Rectoa: Google, blogunu satın almak istese ne derdin? "Yaklaşmayın blogumu keserim!" deyip teklifi geri mi çevirirdin, "Alın güle güle kullanın" deyip anında satar mıydın?
Siminya: Napayım lan blogu deli misin :)

Rectoa: Dünyaya bir meteor yaklaşıyor. Nereye çarpmasını isterdin?
Siminya: Abudik gubudik sorular üretmekte üstüne olmayan sana olabilir misal.

Rectoa: Şimdiye kadar hayranlarından aldığın en çılgın mail hangisiydi?
Siminya: Kendisini benim kocam sanan biri var örneğin. Beni şalvarımla köyde bırakmış kendisi istanbul’a çalışmaya gelmiş, mütemadiyen mail atıp sana para yolladım aldın mı? pembe peluş memelerinden öptüm, orda burada sürtme bacaklarını kırarım, türünden ucu yanık mektuplarına devam ediyor.

Rectoa: Barack Obama seni aradı ve dedi ki:"Yov sista, sana bir görev veriyorum. Adımla dalga geçip iğrenç espri yapanların isimlerini tek tek yazıp bana veriyosun. Yes, you can." Dediğini yapar mıydın, yoksa bir darbe de sen mi vururdun Obama'ya? Kırar mıydın hemşomu?
Siminya: Bir zenci, başkan oldu diye sevinmeyi, amerika ırak'ı kurtardı diye sevinmeye benzetiyorum. Hele bide nobel verildi ya sıtkım sıyrıldı malcolm x özentisinden.

Rectoa: Sever misin, sevilir misin?
Siminya: Papatya falı gibisin, beyaz ve ince. Sevilirim ve maalesef bunu hep çar çur ederim.

Rectoa: En rezil rüsva olduğun anını anlatıp bir kez daha rezil rüsva olmak ister misin?
Siminya: Ablam beni masturbasyon yaparken yakalamıştı hayatımda en utandığım olaylardan biri bu. Ara sıra gözgöze geldiğimizde telepatik olarak beni rezil etmeyi sürdürür.


Rectoa: Eğilmeye üşenip bilgisayarını ayak parmağıyla açanlardan mısın?
Siminya: Aklıma iyi getirdin bak; bırak el, ayak temasını, bizim bilgisayar kapalıyken aniden kendiliğinden açılıyor, ne ayak?

Rectoa: Ailenle izlediğin film/dizilerde öpüşme veya sevişme sahnesi çıktığı zaman yaşadıklarını anlatır mısın? O anlardaki çaresizliğinin dışavurumunu okumak istiyorum.
Siminya: Keşke öbür televizyonun düğmesi bozuk olmasaydı, masus utanıyormuş gibi davranıp güzelim sahneyi kaçıracağım, sen gel gel filmin en beklenilen kısmına ona bakama da halıda kaç renk kullanılmış bunu say..

Rectoa: Bir blogu takip etmende en büyük etken nedir? Ne seni çeker?
Siminya: Önce mutlaka espiri ararım ve sıra dışı cümle dizilişleri. Durmaksızın günlük hayatın yazıldığı bloglar bana fenalık getirir.


Rectoa: Ve milyonların gözünü dört açtığı bir soru daha. En beğendiğin üç blogu sayar mısın? Malın Gözü gönlünün birincisi biliyorum zati de bizim dışımızda kimler var ilk üçte? (Egonun nal gibi olması)
Siminya: Bununla ilgili bir yazı yazmıştım hatırlarsın, o zaman birçok blog yazarı bana darıldı hatta okuduğumu söylediğim blog yazarlarıyla bile papaz oldum. Mesela godsyndrome beni gördüğü yerde polise haber verecek, hokkabaz kendisini nuri alço gibi hissettirdiğimi söyledi ve benden tiskiniyo, yorgan döşek ile külahları değiştik vs. Hadi gel anlaşalım okuduğum 3 blog 5 blog olayına girmeyelim.


Rectoa: Onpunto zamanları ne güzeldi dimi? Ordaki seni ve beni anlatır mısın? (Özel soru, siz bakmayın)
Siminya: İşte aramızdaki soru :) Onpunto blog hayatımın ana rahmi, blogumdaki birçok yazıyı orada yazdım orada daha rahattım ve daha şımarık, hürriyet gazetesinde çalıştığımı sanıyordum yurtsan atakan'la kankiydik, e-yaşam eki benim için çıkarılıyordu falan, acayipti. Sen benim uzak durduğum bir topluluktaydın, önyargıma göre; çok klas arkadaşlardınız, marka giyer, starbucks'tan yazardınız, ekşi sözlük yazarlarından başkasına cevaz vermezdiniz. Hem ne yazsan manşet oluyordun "evet işte o aramızda, rectoa yazıyor" cilasını görünce senin özellikle kayırıldığına inanıyordum. Bunun gibi bir sürü husumet, haset, intikam yemini... Blogspot'a geçince denize düşen yılana sarılır misali ilk sana sarıldım, sinsice yaklaştım ve seni ele geçirdim :)

Rectoa: Doğaçlama bir dörtlük yazabilir misin? Tam şu anda?
Siminya: Dedim istanbul'a gidem kız kulesini görem

Binem vapura, kayığa sefalarını sürem

Geldim gördüm burada ebesinin şeyini

Bana bu aklı verenin şakağına tükürem

Rectoa: Facebook'a hangi cinsiyeti yakıştırırsın?
Siminya: Biseksüel.

Rectoa: Ve son olarak Malın Gözü'nü nasıl buluyorsun?
a- Her sabah bişey yazmış mısınız diye kontrol etmezsem rahat edemiyorum lan!
b- Elmayra'nın kucakladığı gibi sıkı sıkı sarmak istiyorum sizi.
c- Yanaklarınızı mıncırırım kaçmayın!
d- Malın neyi!?

Siminya: Headerda sallanan kız bacağını kaldırırsan b şıkkı, kırmızı koltuğu kaldırırsan c şıkkı, bunları yapmazsan d şıkkına paha biçilemez.

Rectoa: Bu birbirinden garip ve gurabe soruları cevapladığın için teşekkür ederim. Vefalı insan, özel insan seni.
Siminya: Kimbilir daha kaç kıza bu yalanları söylüyorsundur Niyazi..böhüü

Çok eğlendim ve onur duydum rectoa teşekkürler ;)




Subscribe